Dolandırıcılık (TCK 157/158), hileli davranışlarla mağduru aldatarak haksız menfaat sağlamaktır. Yüz yüze işlenen basit hali 1-5 yıl hapis gerektirirken; bilişim sistemleri, banka veya telefonla işlenen nitelikli hali Ağır Ceza Mahkemesi'nde 3-10 yıl hapisle cezalandırılır. Suç şikayete tabi olmayıp, savcılıkça resen soruşturularak kamu davasına dönüştürülür.
Dolandırıcılık suçu, bireylerin malvarlığına ve irade serbestisine yönelen en yaygın suç tiplerinden biridir. Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenen bu suç, failin hileli davranışlarla mağduru aldatması ve bu aldatma sonucunda mağdurun veya üçüncü bir kişinin zararına, failin veya başkasının yararına bir malvarlığı tasarrufunda bulunulması şeklinde tezahür eder.
Bu suçta fail, bir kimseyi hileli davranışlarla aldatıp onun veya bir başkasının zararına olarak kendisinin veya üçüncü bir kişinin malvarlığına ilişkin bir yarar elde etmektedir.¹
Bu çalışmada; dolandırıcılık suçunun basit halinin unsurları, hukuki konusu, manevi ve maddi unsurları ile yaptırımı ayrıntılı olarak incelenecektir. Ceza Hukukundan kaynaklı diğer konularla ilgili makalelere ‘’Ceza Hukuku’’ başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
1. Dolandırıcılık suçu nedir (TCK 157)?
TCK 157 basit dolandırıcılık, Türk Ceza Kanunu’nun Malvarlığına Karşı Suçlar başlıklı 10. Bölümünde düzenlenmiştir. Bu kapsam itibariyle, Dolandırıcılık Suçunun değerlendirilmesinde; mağdur veya üçüncü kişinin malvarlığında eksilme meydana gelmesi gerekmektedir.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Dolandırıcılık başlıklı 157. Maddesi;
-
‘’Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.’’
şeklinde düzenlenmiştir. Bu hüküm, dolandırıcılık suçunun temel (basit) halini düzenlemekte olup, suçun nitelikli halleri Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir. Ancak bu çalışmada yalnızca 157. madde kapsamında kalan basit dolandırıcılık suçu ele alınacaktır.
2. Suçun Unsurları
2.1. Fail ve Mağdur
Dolandırıcılık suçu özgü suçlardan değildir; dolayısıyla herkes bu suçun faili olabilir. Aynı şekilde, herkes mağdur olabilir. Ancak aldatılanın, failin hileli davranışları sonucunda iradesi sakatlanarak bir malvarlığı tasarrufunda bulunması gerekir.
Mağdur ile aldatılan kişi, farklı kişiler olabilmektedir. Suçun mağduru olan kişi doğrudan aldatma neticesinde malvarlığında zarar meydana gelen kişidir. Dolayısıyla malvarlığında aldatma neticesinde zarar meydana gelmesi durumunda dahi mağdur, malvarlığının sahibi olan kişi olacaktır.
- Konuya ilişkin T.C. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 08.10.2019 tarihli, 2017/25731 E. ve 2019/9558 K. sayılı İlamında;
’’14.11.2013 havale tarihli dilekçe ile katılma talebinde bulunan ve bu talebi reddedilen ... A.Ş.'nin dolandırıcılık suçundan doğrudan zarar görmediği, davaya konu suçtan doğrudan doğruya zarar gören kişinin mağdur ... olduğu, ... A.Ş.'nin meydana gelen zararın tamamının giderilmiş olması sebebi ile TCK 168/5. maddesi gereği ek takipsizlik kararı verilen karşılıksız yararlanma suçunun doğrudan zarar göreni olduğu anlaşılmakla, suçtan doğrudan doğruya zarar görmemiş olan ... Aş.nin katılma hakkı bulunmadığı bu sebeple katılan sıfatını alamadığı, katılan sıfatı bulunmaması sebebi ile hükmü temyiz hakkı olmadığı anlaşılmakla, bu açıklama ışığında tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeyerek, müşteki vekilinin vaki temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddesi gereğince REDDİNE, 08/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.’’
- şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.
2.2. Maddi Unsurlar
2.2.1. Sadece Yalan Söylemek Dolandırıcılık Suçunu Oluşturur mu?
Yargıtay kararlarına göre bir kişiye karşı yalnızca soyut bir yalan söylemesi Dolandırıcılık Suçunu oluşturmaz. Yalanın hile sayılabilmesi için yalanın, aldatma kabiliyetinin yüksek olması ve mağdurun gerçeği araştırma eğilimini etkisiz bırakacak yoğunlukta olması zorunludur. Buna göre, basit bir çaba ile gerçeğe ulaşılabilecek durumlarda hile unsuru gerçekleşmemektedir.
Suçun en temel unsuru, failin mağduru aldatmaya yönelik hileli davranışlarda bulunmasıdır. Hile, mağdurun iradesini sakatlayacak nitelikte olmalı; basit yalanlardan öteye geçerek mağdurun gerçek durumu kavramasını engelleyecek şekilde düzenlenmiş olmalıdır. Hileli davranış, failin sözlü beyanlarıyla sınırlı olmayıp, sahte belgeler düzenleme, sahte kimlik kullanma, aldatıcı senaryolar kurma gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.
- Konuya ilişkin T.C. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.02.2014 tarihli, 2013/262 E. ve 2014/37 K. Sayılı İlamında;
‘’Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler gözönünde bulundurulduğunda; hile, karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkanlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.’’
- şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.
- Ayrıca T.C. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 17.12.2019 tarihli, 2017/35787 E. ve 2019/14984 K. sayılı İlamında;
‘’Dolandırıcılık suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm; katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın, katılana ait şirket adına gönderilen koliyi katılanın çalışanı olduğunu söyleyip aldığı iddia edilen olayda; dava konusu kolinin sanığa ait olduğu koli gönderilirken katılanın işyerinin adresi kullanıldığı gözetilerek eyleminde dolandırıcılık suçunun hile unsurunun oluşmadığı anlaşıldığından sanığın dolandırıcılık suçundan beraatine dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.’’
- şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.
2.2.2. Dolandırıcılık Suçunda Hile ile Zarar Arasındaki Bağ (İlliyet) Neden Önemlidir?
Mağdurun malvarlığındaki azalma, doğrudan failin uyguladığı hileli davranışın doğrudan sonucu olmalıdır. Mağdur failin yalanlarına inanmamış ve bundan farklı bir sebeple zararın meydana gelmesi durumunda; hile ile zarar arasında nedensellik bağı kopacağı için dolandırıcılık suçu oluşmaz.
Hileli davranışın mağduru aldatmaya elverişli olması ve mağdurun bu aldatma nedeniyle bir malvarlığı tasarrufunda bulunması gerekir. Bu tasarruf sonucunda mağdurun veya üçüncü bir kişinin malvarlığı zarar görmeli ve failin veya bir başkasının malvarlığı yarar sağlamalıdır. Bu nedenle, dolandırıcılık suçu, zarar ve yarar unsurlarını birlikte içeren bir suç tipidir.
Buradaki ‘’aldatma’’ mağdurun olaylar hakkında gerçeğe uygun olmayan iradesini ifade etmektedir. Aldatılan kişi, fail tarafından ileri sürülen olguları gerçek sanmalı veya en azından gerçeğe uygun olma olanağından hareket etmelidir. Bu nedenle eğer aldatılan kişi bakımından ileri sürülen olguların gerçeğe uygun olup olmadığı önemsiz ise, artık onun hatasından da söz edilemez. Mağdurun aldatıldığından söz edilebilmesi için içine düştüğü hatalı iradenin, failin başvurduğu hileli davranışın sonucu olması gerekir. Burada muhatap kişinin iradesi üzerinde etkide bulunmak suretiyle bir hatanın ortaya çıkmasına yol açılmaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere, hileli davranış ile mağdurun aldanması arasında neden sonuç ilişkisi bulunmalı; başka bir anlatımla karşı tarafın içine düştüğü hatalı iradenin nedeni, fail tarafından başvurulan hileli davranışlar olmalıdır.²
- Konuya ilişkin T.C. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 12.03.2020 tarihli, 2018/4375 E. ve 2020/3745 K. sayılı İlamında;
‘’Sanığın, farklı tarihlerde katılanlar ile görüşerek Rusya'ya işçi olarak götürebileceğini söyleyip, gerekli belgeler ile birlikte katılanlar ...'ten 315 TL, Uğur'dan 215 TL, Turhan'dan 175 TL, Ramazan'dan 150 TL, ...'tan 220 TL ve Bingöl'den 330 TL almasına rağmen, katılanları işçi olarak götüremediği ve aldığı paraları iade etmeyerek katılanları sürekli oyaladığı ve sanığın bu surette hileli eylemlerle haksız menfaat temin ettiği iddia olunan somut olayda; sanık savunması, katılanlar beyanı ve tüm dosya kapsamına göre sanığın üzerine atılı dolandırıcılık eylemlerinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.’’
- şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.
- Ayrıca T.C. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 16.12.2019 tarihli, 2019/3231 E. ve 2019/14904 K. sayılı İlamında;
‘’Dolandırıcılık suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hükümler, sanıkların müdafiileri tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden sanıkların, kamu kurumunda işe yerleştireceklerini söyleyerek hileli davranışlarla ikna ettikleri katılanlardan haksız menfaat temin ettikleri, bu suretle atılı dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda, katılan beyanları, sanıkların savunmaları, tanık anlatımları, uzlaştırma raporu ile dosya kapsamına göre atılı suçun sanıklar tarafından işlendiği gerekçesiyle verilen mahkemenin mahkumiyet yönündeki hükümlerinde bir isabetsizlik bulunmamıştır.’’
- şeklinde hüküm ihdas edilmiştir.
2.2.3. Zarar ve Yarar
Suçun oluşabilmesi için mağdurun veya üçüncü kişinin malvarlığında bir eksilme (zarar), failin veya başkasının malvarlığında ise bir artış (yarar) meydana gelmelidir. Bu iki unsur arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Zararın mutlaka ekonomik olarak ölçülebilir olması gerekmez; ancak malvarlığında bir eksilme meydana gelmelidir.
Dolandırıcılık suçu anlamında zarar, malvarlığına ilişkin olmalıdır. Bu zarar, aldatılan kişinin, kendisine veya üçüncü bir kişiye ait malvarlığına ilişkin olarak yapmış olduğu tasarrufun doğrudan doğruya sonucu olmalıdır. Eğer aldatılan kişi, hataya düşmüş olmasaydı, yine de tasarrufta bulunacaktı diyebildiğimiz durumlarda, hataya düşme ile malvarlığına ilişkin tasarruf arasında nedensellik bağlantısının bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. Zarar, bizzat aldatılan (ve tasarrufta bulunan) kişide ortaya çıkmış olabileceği gibi, üçüncü kişide de ortaya çıkmış olabilir. Zararın miktarının tespit edilmiş olmasına gerek yoktur.³
Aldatılan kişi tarafından gerçekleştirlen tasarrufun konusunu malvarlığına ilişkin her türlü hak ve yarar oluşturabilir. Zira, yukarıda da değinildiği gibi, dolandırıcılık bir bütün olarak malvarlığına karşı işilenen bir suçtur. Yarar, doğrudan doğruya zarar gören kişinin malvarlığından elde edilmiş olmalıdır. Yararı, bizzat fail elde etmiş olabileceği gibi, bir başkası da elde etmiş olabilir. Buna karşılık, öğretide, mağdur zarara uğramışsa, failin malvarlığından bir artış olmasa bile, suçun yine de tamamlandığı da öne sürülmektedir.⁴
2.3. Manevi Unsur
Dolandırıcılık suçu, kastla işlenebilen bir suçtur. Failin, mağduru hileli davranışlarla aldatma ve bu aldatma sonucunda kendisine veya başkasına yarar sağlama iradesi bulunmalıdır. Taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ayrıca failin özel bir saik taşıması aranmaz.
3. Suçun Konusu
Dolandırıcılık suçu, esas itibarıyla bireylerin malvarlığına yönelen bir suçtur. Ancak aynı zamanda mağdurun irade serbestisini de ihlal ettiğinden, irade özgürlüğü de bu suçun koruduğu hukuki değerler arasında yer alır. Bu yönüyle dolandırıcılık suçu, hem malvarlığına hem de bireyin karar verme özgürlüğüne yönelen çift yönlü bir saldırı niteliği taşır.
Dolandırıldım savcılığa şikayet etmem gerekiyor diyenler için tüm deliller ile başvuru yapmasında fayda vardır. İlerleyen safhalarda delillerin yok olması sakıncasına karşı olayın tüm ayrıntılarının somut olarak delillendirilmesi gerekir.
4. Dolandırıcılık Suçu Cezası
Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca dolandırıcılık suçunun basit hali için öngörülen yaptırım şu şekildedir:
- 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ve
- 5000 güne kadar adli para cezasına hükmedilebilir.
Bu yaptırımlar, suçun basit hali için öngörülmüş olup, suçun nitelikli halleri bakımından daha ağır cezalar öngörülmektedir. Ancak bu çalışmanın kapsamı yalnızca 157. madde ile sınırlı olduğundan, nitelikli hallere ilişkin değerlendirme yapılmamıştır.
5. Basit Dolandırıcılık Suçu Uzlaştırma
Yargı kararlarında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 157/1. maddesinde düzenlenen "basit dolandırıcılık" suçunun uzlaştırma kapsamına alındığı istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Bu kapsam değişikliği, 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 253. ve 254. maddelerinde yapılan düzenlemeye dayanmaktadır.
Yargıtay kararları, basit dolandırıcılık suçunda uzlaştırma prosedürünün uygulanmasını bir tercih değil, yasal bir zorunluluk olarak kabul etmektedir.
Yerel mahkemelerin, sanığın eyleminin basit dolandırıcılık olduğunu kabul etmesi durumunda, hüküm kurmadan önce dosyayı mutlaka uzlaştırma bürosuna göndermesi gerekmektedir. Bu işlemin yapılmadan doğrudan mahkumiyet hükmü kurulması, Yargıtay 11. ve 15. Ceza Daireleri tarafından "hukuka aykırılık" olarak değerlendirilmiş ve mutlak bozma nedeni sayılmıştır.
Kamu davası açıldıktan sonra suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası CMK 253. maddedeki usullere göre işlem yapılmak üzere uzlaştırma bürosuna gönderilmelidir.
Sanık hakkında "nitelikli dolandırıcılık" (TCK 158) veya başka bir suçtan dava açılmış olsa bile, Yargıtay incelemesinde eylemin "basit dolandırıcılık" (TCK 157/1) olduğuna kanaat getirilirse, hüküm bozulmakta ve uzlaştırma işlemlerinin yapılması için dosya yerel mahkemeye gönderilmektedir
6. Sonuç
Bireysel şikayetlerin çoğu, ''hile'' unsuru ispatlanamadığı için savcılıkça 'hukuki ihtilaf' sayılarak Takipsizlik (KYOK) ile sonuçlanır. Uzman bir ceza avukatı sadece maddi kayba odaklanmaz; failin kurgusunu ve mağdurun denetim imkanını nasıl elinden aldığını Yargıtay içtihatlarıyla belgeler. Hile unsurunu teknik kurgulamak, şüphelinin ceza mahkemesinde yargılanmasını sağlayan yegane yoldur.
- TCK 157 Dolandırıcılık Suçunun temel çerçevesi
TCK 157 basit dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca; hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması, bu aldatma sonucunda mağdurun veya üçüncü bir kişinin zararına olarak failin veya üçüncü bir kişinin malvarlığına yarar sağlanması ile oluşan, malvarlığına ve irade serbestisine yönelen bir suç tipidir. Bu anlamda dolandırıcılık suçu; hem mağdurun malvarlığını korumayı hem de irade özgürlüğünü güvence altına almayı amaçlayan çift yönlü bir koruma sağlamaktadır. - Fail, mağdur ve suçtan doğrudan zarar görenin tespiti
Dolandırıcılık suçu özgü bir suç olmayıp, herkes tarafından işlenebilir ve herkes bu suçun mağduru olabilir. Ancak mağdur ile aldatılan kişinin her zaman aynı kişi olması zorunlu değildir. Yargıtay içtihadında da vurgulandığı üzere, suçtan “doğrudan zarar gören” ile aldatılan kişi ayrışabilmekte; mağdur sıfatı, malvarlığında doğrudan eksilme meydana gelen kişiye ait olmaktadır. Bu çerçevede, dolandırıcılık suçunda mağdurun, malvarlığı üzerinde tasarruf yetkisine sahip kişi olması tek başına yeterli olmayıp, zararın kimin malvarlığında gerçekleştiği önem taşımaktadır. - Hileli davranışın niteliği ve basit yalandan ayrılması
Dolandırıcılık suçunun en belirleyici unsuru hileli davranıştır. Hile, öğretide ve Yargıtay kararlarında; muhatabın iradesini sakatlamaya elverişli, onu hataya düşürmeye yönelik, basit yalan sınırını aşan, düzen, dolap, oyun ve entrika niteliğinde davranışlar bütünü olarak kabul edilmektedir. Salt yalan beyan, tek başına dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturmaz. Hileli davranışların, mağdurun inceleme ve araştırma imkânını etkisiz kılacak yoğunlukta olması ve gerektiğinde dış hareketlerle (sahte belge düzenleme, sahte kimlik kullanma, aldatıcı senaryolar kurma vb.) desteklenmesi gerekir. Yargıtay uygulamasında da, hilenin yoğunluğu, mağdurun konumu, olayın şartları ve failin davranışlarının bütünsel etkisi birlikte değerlendirilerek hile unsurunun oluşup oluşmadığı tespit edilmektedir. - Aldatma, irade sakatlığı ve illiyet bağı
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için hileli davranışın mağduru veya aldatılan kişiyi gerçekten hataya düşürmesi ve bu hatalı irade beyanına dayanılarak bir malvarlığı tasarrufunda bulunulması gerekir. Mağdur, failin ileri sürdüğü olguları gerçek sanmalı veya en azından gerçek olma ihtimaline inanmalıdır. Aldatma ile malvarlığı tasarrufu arasında doğrudan nedensellik bağı bulunmalı; mağdur, hileli davranışa maruz kalmamış olsaydı aynı tasarrufta bulunmayacak olmalıdır. Yargıtay kararlarında, sanığın eyleminin hileye elverişli olup olmadığı, mağdurun sosyal ve ekonomik durumu, olayın gelişimi ve menfaat temini birlikte değerlendirilmekte; aldatma ile malvarlığı tasarrufu arasındaki illiyet bağı somut olay özelinde saptanmaktadır. - Zarar ve yarar unsurunun birlikte bulunması
TCK m. 157 kapsamında dolandırıcılık suçunun tamamlanması için, mağdurun veya üçüncü kişinin malvarlığında bir eksilme (zarar) meydana gelmesi ve buna paralel olarak failin veya üçüncü bir kişinin malvarlığında bir artış (yarar) oluşması gerekir. Bu zarar ve yarar arasında illiyet bağı bulunmalı, ekonomik değer taşıyan bir malvarlığı tasarrufu söz konusu olmalıdır. Zararın mutlaka belirli ve kesin bir miktarda tespit edilmiş olması şart değildir; ancak malvarlığı değerlerinde azalma veya mahrum kalınan bir yarar düzeyinde de olsa, malvarlığına ilişkin bir menfi sonuç aranır. Yararı bizzat fail elde edebileceği gibi, üçüncü bir kişi lehine de doğabilir. Öğretideki bir görüşe göre mağdur zarara uğradığı anda, failin malvarlığında henüz artış olmasa dahi suçun tamamlandığı kabul edilmektedir. - Manevi unsur: Kast ve özel amaç
Dolandırıcılık suçu, yalnızca kastla işlenebilen bir suçtur; taksirle işlenmesi mümkün değildir. Failin, hileli davranışlarla mağduru aldatma iradesine ve bu aldatma sonucunda kendisine veya başkasına yarar sağlama bilincine sahip olması gerekir. Bu açıdan, malvarlığı değerini haksız şekilde elde etme yönünde bir “yarar sağlama amacı” kastın içeriğinde bulunmaktadır. Bununla birlikte, kanunda özel bir saik öngörülmediğinden, failin ayrıca özel bir amaçla hareket etmesi aranmaz; genel kast yeterlidir. - Suçun konusu ve korunmak istenen hukuki değerler
TCK 157 Dolandırıcılık Suçu, görünürde malvarlığına karşı işlenen bir suç olmakla birlikte, aynı zamanda bireylerin irade serbestisini ve karar verme özgürlüğünü de korumaktadır. Failin hileli davranışlarla mağdurun iradesini sakatlaması, irade özgürlüğüne müdahale niteliği taşımakta; bu yönüyle suçun konusu yalnızca ekonomik değerler ile sınırlı kalmayıp, kişilerin özgürce ve gerçek duruma uygun karar verme imkanını da kapsamaktadır. Dolayısıyla dolandırıcılık suçu, malvarlığının güvenliği ile birlikte, hukuki işlem güvenliğini ve irade serbestisini de koruyan karma nitelikte bir suç tipidir. - Yaptırım rejimi ve basit dolandırıcılığın cezai sonuçları
TCK m. 157 uyarınca dolandırıcılık suçu cezası 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ve 5000 güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. Bu hüküm, dolandırıcılığın temel haline ilişkin olup, nitelikli haller TCK m. 158’de daha ağır yaptırımlarla düzenlenmiştir. Basit dolandırıcılıkta hâkim, somut olayda hilenin yoğunluğu, zararın ağırlığı, mağdurun durumu, failin kastının yoğunluğu ve suçun işleniş biçimini dikkate alarak temel cezayı belirlemekte; gerekirse adli para cezası ile birlikte hapis cezası uygulayabilmektedir. Bu yaptırım rejimi, malvarlığına ve irade serbestisine yönelen bu suç tipinin, ceza hukuku bakımından ciddi bir yaptırım tehdidi altında tutulduğunu göstermektedir. - Yargıtay içtihatlarının dolandırıcılık suçunun sınırlarının belirlenmesindeki rolü
Dolandırıcılık suçunun unsurları, özellikle “hile”, “aldatma”, “zarar” ve “yarar” kavramları bakımından soyut nitelik taşıdığından, Yargıtay içtihatları uygulamada suçun sınırlarının belirlenmesinde büyük önem arz etmektedir. Hangi davranışların basit yalan olarak kalıp hangi davranışların dolandırıcılık suçuna özgü hile seviyesine ulaştığı, hangi durumlarda aldatmanın mağdurun iradesini fiilen sakatladığı, zararın ve yararın varlığının nasıl tespit edileceği büyük ölçüde içtihatlarla somutlaştırılmaktadır. Bu nedenle, TCK m. 157’nin uygulanmasında, kanun hükmü ile Yargıtay kararlarının birlikte değerlendirilmesi, hem teorik hem de pratik açıdan önem taşımaktadır. - Genel değerlendirme ve dolandırıcılık suçuna yaklaşım
Sonuç olarak; TCK m. 157 kapsamında düzenlenen basit dolandırıcılık suçu, hileli davranış, aldatma, malvarlığı tasarrufu, zarar ve yarar ile kast unsurlarının bir arada gerçekleşmesini zorunlu kılan, malvarlığına ve irade serbestisine yönelen temel bir suç tipidir. Uygulamada her somut olay, hileli davranışın yoğunluğu, mağdurun konumu, zararın niteliği ve failin kastının içeriği dikkate alınarak değerlendirilmekte; basit yalan ile suç teşkil eden hile arasındaki sınır, Yargıtay içtihatları ve doktrindeki ölçütler çerçevesinde çizilmektedir. Bu bağlamda, dolandırıcılık suçunun unsurlarının doğru tespiti, hem ceza sorumluluğunun belirlenmesi hem de bireylerin malvarlığı ve irade özgürlüğünün etkin şekilde korunması açısından hukuki ve pratik bakımdan büyük önem taşımaktadır.
¹ TEZCAN, ERDEM, ÖNOK - Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku -syf. 790 - Seçkin - 16. Baskı - Ankara.
² TEZCAN, ERDEM, ÖNOK - Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku -syf. 805-806 - Seçkin - 16. Baskı - Ankara.
³ TEZCAN, ERDEM, ÖNOK - Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku -syf. 809 - Seçkin - 16. Baskı - Ankara.
⁴ TEZCAN, ERDEM, ÖNOK - Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku -syf. 810 - Seçkin - 16. Baskı - Ankara.



