Tam Yargı Davası, idarenin eylem veya işlemlerinden doğan zararların tazmini için açılan idareye karşı tazminat davasıdır. Zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl (her halde 5 yıl) içinde ilgili kuruma yazılı ön başvuru yapılması yasal zorunluluktur. Bu usul şartı yerine getirilmeden açılan dava, merci tecavüzü nedeniyle durdurulur. Dava, idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğu esasına dayanır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, idari yargıda görülen dava türlerini esasen “iptal” ve “tam yargı” olarak belirtilmiştir. Bu davalar içinde tam yargı davası; idarenin işlem veya eylemi nedeniyle kişisel hakkı doğrudan ihlal edilen kişinin, uğradığı ihlalin sonuçlarının giderilmesini sağlamak amacıyla başvurduğu sübjektif nitelikli bir idari dava türü olarak nitelendirilir.
Tam yargı davasının fonksiyonu çoğu kez yalnızca hukuka aykırılığın tespiti ile sınırlı kalmayıp, ihlalin doğurduğu zararın giderimine odaklanır. Bu bağlamda davacı; zararın mümkünse aynen tazminini (eski hale getirme/ifa) bunun mümkün olmadığı hallerde ise parasal karşılığının ödenmesini talep eder. Uyuşmazlığın niteliğine göre iade/istirdat gibi sonuç talepleri de tam yargı davasının kapsamına dahil olabilir.
Kanuni çerçevede tam yargı davası, idarenin işlem ve eylemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda “hak ihlali – zarar – illiyet bağı” hattını yargısal denetime taşır. Bu nedenle tam yargı yargılamasında, idari faaliyetin hukuki nitelendirilmesi kadar; zararın varlığı, zarar kalemlerinin somutlaştırılması ve idari faaliyet ile zarar arasındaki nedensellik bağının kurulması da dosyanın belirleyici eksenini oluşturur.
İdare hukukundan kaynaklı diğer uyuşmazlıklarla ilgili makalelere ''İdare Hukuku'' başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
İçindekiler
- 1. Hangi Durumlarda İdareye Karşı Tazminat Davası (Tam Yargı) Açılabilir? (Devlete Tazminat Davası Nasıl Açılır?)
- 2. Tam Yargı Davasının Konusu
- 3. Sonuç
- 4. İlgili Makaleler
1. Hangi Durumlarda İdareye Karşı Tazminat Davası (Tam Yargı) Açılabilir? (Devlete Tazminat Davası Nasıl Açılır?)
İdarenin hizmeti geç, kötü veya hiç işlememesi durumunda Tam Yargı Davası açılır. Tıbbi malpraktis (hizmet kusuru nedeniyle tazminat), yollardaki bakım kusuru, orantısız güç kullanımı gibi vakalar en yaygın sebeplerdir. Bu davalarda idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu incelenir. Tazminat talebi için zararın öğrenilmesinden itibaren başlayan hak düşürücü sürelere ve tam yargı davası idari başvuru süresine uyulmalıdır.
Tam yargı davası türleri, uygulamada talep sonucuna ve uyuşmazlığın kaynağına göre sınıflandırılır. En yaygın tür, idarenin işlem veya eylemi nedeniyle doğan maddi ve/veya manevi zararların giderilmesini amaçlayan tam yargı davasıdır. Bu davalarda mahkeme; hak ihlali, zarar ve illiyet bağını birlikte değerlendirerek zararın aynen giderimi mümkün değilse parasal tazminata hükmeder.
İdarenin fazla veya yersiz tahsil ettiği para veya benzeri değerlerin geri alınmasına yönelik tam yargı istirdat (iade) davalarıdır. Özellikle vergi, resim, harç ve benzeri kamu alacaklarında “haksız tahsilatın iadesi” talebi bu kapsamda gündeme gelir ve davanın odağı, davacının malvarlığındaki eksilmeyi doğuran tahsil işleminin hukuki dayanağı ile iade şartlarıdır.
İdari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda edim ihlali, fesih, uygulama işlemleri veya sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi de tam yargı karakteri gösterebilir. Özetle tam yargı davası türleri; idareye karşı tazminat davası (maddi/manevi), istirdat/iade ve idari sözleşme kaynaklı tam yargı eksenlerinde toplanır.

1.1. İdarenin Hangi Hatalarından (Hizmet Kusuru) Dolayı Maddi ve Manevi Tazminat İstenebilir?
Tam yargı davasında tazminat (maddi/manevi zararların giderimi), idarenin işlem veya eylemi nedeniyle davacının kişisel hakkının doğrudan ihlali sonucunda ortaya çıkan zararın, hukuken telafi edilmesini amaçlayan talep sonucudur. Bu kapsamda mahkeme, idari faaliyetin davacı üzerinde doğurduğu olumsuz etkinin “zarar” boyutunu somutlaştırır ve tazminat istemini hak ihlali–zarar–illiyet bağı çerçevesinde değerlendirmektedir. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik kurulamadığı veya zarar kalemleri ispatlanamadığı ölçüde tazminat talebi reddedilebilir ya da sınırlı kabul edilebilir.
Maddi tazminat, davacının malvarlığında meydana gelen eksilmeyi ve varsa ekonomik kaybı gidermeyi hedefler. Uygulamada tedavi ve bakım giderleri, iş gücü kaybı, destekten yoksun kalma, eşya/taşınmaz hasarı, üretim ya da kazanç kaybı gibi kalemler maddi zarara örnek teşkil eder. Maddi tazminat talebinin etkin biçimde ileri sürülebilmesi için zararın kalem kalem belirlenmesi, mümkün olduğunca belgeye dayandırılması ve zarar miktarının hesaplanabilir bir şekilde dosyaya taşınması gerekmektedir.
Manevi tazminat ise; idari işlem veya eylemin davacının kişilik değerlerinde yarattığı elem, ıstırap, itibar zedelenmesi veya yaşam bütünlüğünde meydana gelen olumsuz etkinin parasal karşılığı olarak istenir. Manevi tazminatta amaç bir “zenginleşme” yaratmak değil; haksız fiil benzeri nitelikteki idari sorumluluk doğuran durumlarda, ihlalin ağırlığıyla orantılı bir telafi sağlamaktır. Bu nedenle talep miktarı belirlenirken olayın niteliği, ihlalin yoğunluğu, sonuçların ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi esas alınır.
1.2. Devletin Haksız Yere Aldığı Paranın Geri İstenmesi (İstirdat) Nedir?
Tam yargı davasında istirdat/iade; idarenin hukuki dayanağı bulunmadan, mükerrer, fazla ya da yersiz şekilde tahsil ettiği para veya benzeri değerlerin, davacının malvarlığında meydana gelen eksilmenin giderilmesi amacıyla geri verilmesini hedefleyen talep türüdür. Bu talepte uyuşmazlığın odağı çoğu zaman “işlemin hukuka aykırılığı” kadar, fiilen gerçekleşen tahsilatın davacı açısından doğurduğu ekonomik kaybın ortadan kaldırılmasıdır. Yani davacı, idare lehine gerçekleşen haksız tahsilat nedeniyle bozulan mali dengenin iade yoluyla yeniden kurulmasını ister.
İstirdat/iade talepleri uygulamada özellikle vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerde gündeme gelir. Örneğin mükellefiyet bulunmadığı halde ödeme yapılması, yanlış matrah/yanlış oran üzerinden tahsilat yapılması, aynı borcun iki kez tahsil edilmesi veya sonradan ortadan kalkan bir yükümlülük nedeniyle ödenen bedelin iadesi gibi durumlarda istirdat talebi doğabilir. Bu tür davalarda ispat;
- tahsilatın gerçekleştiğinin ve miktarının belgelenmesi,
- tahsilatın hukuki sebebinin bulunmadığının ya da sonradan ortadan kalktığının ortaya konulması ve
- iadenin kapsamının (asıl bedel, varsa fer’iler) netleştirilmesi üzerine kurulmalıdır.
1.3. Devletle Yapılan İhaleler veya Sözleşmelerden Doğan Zararlar Nasıl Talep Edilir?
İdari sözleşmelerden doğan davaların niteliği; kamu hizmetinin yürütülmesi veya kamu yararının sağlanması amacıyla idare ile özel kişi arasında kurulan idari sözleşme ilişkisinin uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların, kural olarak idari yargının görev alanında değerlendirilmesi anlamına gelir.
Bu uyuşmazlıklar; sözleşmenin yorumlanması, ifası, idarece tek taraflı müdahaleler (fesih, cezai şart uygulaması, teminatın iradı, hakediş kesintileri), sözleşme dengesinin bozulması ve buna bağlı bedel/ödemeye ilişkin ihtilaflar gibi konularda yoğunlaşır.
Tam yargı perspektifinde dava, çoğu kez “tazminat” biçiminde değil; idarenin sözleşme kapsamında haksız veya yersiz tahsil ettiği, hakedişten hukuka aykırı şekilde kestiği ya da teminat olarak aldığı bedeli geri vermediği durumlarda iade/istirdat karakteri kazanır.
2. Tam Yargı Davasının Konusu
Tam yargı davasının konusu, idarenin işlem veya eylemi nedeniyle kişisel hakkı doğrudan ihlal edilen kişinin, bu ihlalin doğurduğu maddi ve/veya manevi zararın giderilmesini ve ihlalin sonuçlarının mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırılmasını istemesidir. Bu kapsamda davacı, zararın aynen giderimi/eski hale getirme mümkünse bu yönde, mümkün değilse parasal tazminat talep edebilir ve uyuşmazlığın niteliğine göre idarenin haksız ya da yersiz tahsil ettiği bedelin iadesi (istirdat/iade) gibi malvarlığına ilişkin sonuçların telafisini de isteyebilir.
Tam yargı davası, idari yargı sisteminde yalnızca hukuka aykırılığın tespitiyle yetinmeyen, “hak ihlali–zarar–illiyet bağı” ekseninde idari faaliyetin yol açtığı zararların ve mali sonuçların giderilmesini hedefleyen temel başvuru yoludur.

2.1. Haksız Bir İdari İşlem (Karar) Nedeniyle Uğranılan Zarar Nasıl Giderilir?
İdari işlemler nedeniyle açılacak tam yargı davası, idarenin tesis ettiği bir idari işlem (örneğin atama, disiplin, ruhsat, para cezası, ihale işlemi, tahakkuk/ödeme emri gibi) sebebiyle kişinin kişisel hakkının doğrudan ihlal edilmesi ve bu ihlal sonucunda maddi veya manevi bir zararın doğması halinde, zararın giderilmesini sağlamak amacıyla açılan tam yargı dava türüdür.
Bu davada odak; işlemin hukuka aykırılığının hangi unsurdan kaynaklandığı kadar, işlem ile zarar arasında illiyet bağının kurulması ve zarar kalemlerinin ölçülebilir şekilde somutlaştırılmasıdır.
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ‘’İptal ve Tam Yargı Davaları’’ başlıklı 12. maddesi;
- ‘’İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır.’’ şeklinde düzenlenmiştir.
İYUK sistematiğinde işlem kaynaklı tam yargı talebi; doğrudan tam yargı davası olarak ileri sürülebileceği gibi, iptal ve tam yargı taleplerinin birlikte aynı dilekçede ileri sürülmesi veya önce iptal davası açılıp sonrasında tam yargı davası ile zararların talep edilmesi suretiyle de kurgulanabilir. Böylece hedef, hukuka aykırı işlemin yarattığı mali ve kişisel sonuçların etkin biçimde telafi edilmesidir.
2.1.1. İdari İşlemlere Karşı Doğrudan Tam Yargı Davası
İdari işlemlere karşı doğrudan tam yargı davası, işlemin iptalini ayrıca talep etmeksizin, doğrudan zararın giderilmesini hedefleyen tam yargı dava yoludur. Bu dava türünde yargısal denetim, yalnızca işlemin hukuka uygunluğu tartışmasıyla sınırlı değildir; asıl ağırlık, idari işlem ile zarar arasında illiyet bağının kurulmasına ve zarar kalemlerinin somut, ölçülebilir ve ispatlanabilir şekilde dosyaya taşınmasına verilir.
Bu nedenle dilekçe kurgusunda; hangi idari işlemin hangi nedenle hakkı ihlal ettiği, ihlalin nasıl bir zarara dönüştüğü, zararın kapsamı (maddi/manevi) ve talep edilen tutarın dayanakları net biçimde ortaya konulmalıdır. Amaç; hukuka aykırı idari işlemden kaynaklanan olumsuz sonuçların mümkünse aynen, değilse parasal tazminat yoluyla etkin biçimde telafi edilmesidir.
2.1.2. İptal Davası ve Tam Yargı (Tazminat) Davası Birlikte Açılabilir mi?
İYUK 12 uyarınca, hukuka aykırı işlemin iptali ile tazminat talebi aynı dilekçeyle istenebilir. Alternatif olarak; önce İptal Davası açılıp kararın kesinleşmesi beklenebilir. İptal hükmünün tebliğinden itibaren 60 gün içinde ayrı bir Tam Yargı Davası açılması mümkündür. Bu kademeli strateji, tazminat davasında idarenin kusurunun kesinleşmiş bir yargı kararıyla ispatlanmasını sağlar.
İdari işlemlere karşı iptal ve tam yargı davalarının birlikte açılması, aynı idari işlemin hem hukuka aykırı olduğu iddiasıyla hukuk düzeninden kaldırılmasının (iptal talebi) hem de bu işlem nedeniyle doğan maddi ve/veya manevi zararın giderilmesinin (tam yargı talebi) tek dava dilekçesinde ve aynı yargılama içinde istenmesidir.
Bu yöntem, uyuşmazlığın “işlemin geçerliliği” ile “işlemin doğurduğu zarar” boyutlarını parçalamadan, tek dosyada yöneterek usul ekonomisi sağlar; ayrıca işlem ile zarar arasındaki bağın aynı maddi vaka seti üzerinden kurulmasına imkân verir.
Birlikte açılan davalarda davacının, iptal bakımından menfaat ihlalini ve işlemin yetki-şekil-sebep-konu-maksat unsurları yönünden hukuka aykırılığını, tam yargı bakımından ise hak ihlali–zarar–illiyet bağı zincirini somutlaştırması gerekir. Talep sonucu da açık biçimde “işlemin iptali” ile birlikte “zararın aynen giderimi mümkün değilse parasal tazmini” şeklinde kurgulanır. Bu çerçevede birlikte dava stratejisi, özellikle işlemin icrası nedeniyle zarar riski yüksek olan durumlarda, iptal kararının doğuracağı sonuçlar ile tazmin mekanizmasının eş zamanlı işletilmesini hedefleyen, pratik ve bütüncül bir yoldur.
2.1.3. İptal Davası Açıldıktan Sonra Tam Yargı Davası Açılması
İptal davası açıldıktan sonra tam yargı davası açılması, aynı idari işlemden kaynaklanan uyuşmazlıkta, davacının önce işlemin hukuka aykırılığını tespit ettirip işlemi hukuk düzeninden çıkarmayı hedefleyen iptal davasını ikame etmesidir. Bunun akabinde iptal yargılaması sonuçlandıktan sonra, işlemin doğurduğu maddi ve/veya manevi zararların giderimi amacıyla ayrıca tam yargı davasına başvurmasıdır.
Bu durumda, özellikle zarar kalemlerinin ve miktarının iptal yargılaması sürecinde netleştiği veya hukuka aykırılık tespitinin tazminat dosyasına “risk azaltıcı” bir zemin sağladığı durumlarda tercih edilir.
2.1.4. İdari İşlemin İcrası Üzerine Tam Yargı Davası Açılması
İdari işlemin icrası üzerine tam yargı davası açılması, hak ihlaline yol açan idari işleme karşı işlemin fiilen uygulanması/infazı nedeniyle ayrıca zarar doğması halinde, bu zararın giderimi için icra tarihinden itibaren genel dava açma süresi içinde tam yargı davasına başvurulmasıdır.
Burada “icra”, işlemin kâğıt üzerinde varlığından ziyade, işlemin uygulanarak sonuç doğurması (örneğin tahsilat yapılması, görevden uzaklaştırmanın fiilen uygulanması, ruhsatın iptali sonrası faaliyetin durdurulması, yıkımın gerçekleştirilmesi gibi) anlamına gelir. Dolayısıyla süre başlangıcı, işlemin tebliğinden değil, zararı doğuran uygulama anından hareketle belirlenir.
2.2. İdarenin Bir Eylemi (Örn: Doktor Hatası, İş Kazası) Nedeniyle Tazminat Davası Nasıl Açılır?
İdari eylemler nedeniyle açılacak tam yargı davaları; idarenin bir işlem tesis etmeksizin gerçekleştirdiği fiilî davranışlar, hizmet faaliyetleri veya maddi uygulamalar (örneğin yol-kazı çalışması, kamusal hizmetin yürütülmesi sırasında meydana gelen zarar, fiilî el atma, kolluk müdahalesi, yıkım/taşıma/boşaltma gibi uygulamalar) sebebiyle kişilerin kişisel haklarının doğrudan ihlal edilmesi ve bu ihlal sonucunda maddi ve/veya manevi zararın doğması halinde zararın giderilmesini amaçlayan tam yargı dava türüdür.
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ‘’Doğrudan Doğruya Tam Yargı Davası Açılması’’ başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrası;
-
‘’İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.’’
şeklinde düzenlenmiştir.
Bu davalarda uyuşmazlığın kaynağı “idari işlem” değil, idarenin eylem/fiil niteliğindeki davranışıdır. Bu nedenle yargısal denetim, eylemin hukuka uygunluğu kadar, zarar kalemlerinin somutlaştırılması ve eylem ile zarar arasında illiyet bağının kurulması üzerinde yoğunlaşır. Ayrıca İYUK sistematiğinde idari eylem kaynaklı tam yargı davalarında, kural olarak dava açmadan önce idareye zorunlu başvuru yapılması ve bu başvurunun süresi ile idarenin cevap/zimni ret rejiminin gözetilmesi, davanın usulden risk taşımaması açısından belirleyici bir ön şart niteliği taşır.
2.2.1. Devlete Tazminat Davası Açmadan Önce Kuruma Dilekçe Vermek (Ön Başvuru) Zorunlu mudur?
İdari eylemler nedeniyle açılacak tam yargı davalarında başvuru şartı, davaya konu zarar verici eylem bir “idari işlem”e değil idarenin fiilî faaliyetine dayanıyorsa, ilgilinin doğrudan dava açmadan önce ilgili idareye yazılı başvuru yapmasını zorunlu kılan dava şartıdır.
İdarenin talebi kısmen/tamamen reddetmesi halinde ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren ya da idare 30 gün içinde cevap vermezse bu sürenin bitiminden itibaren genel dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir. Başvuru şartının hiç yerine getirilmemesi veya sürelerin kaçırılması, dosyada “esasa girilmeden” usulden reddedilmesi durumunu meydana getirmektedir.
2.2.2. Dava Açma Süresi Ne Kadardır? (1 Yıl ve 5 Yıl Kuralı)
İdari eylemlerden doğan zararlarda, öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl içinde idareye başvuru zorunludur. İdari işlemlerde ise (örneğin haksız ihraç), işlemin tebliğinden itibaren kural olarak 60 gün içinde doğrudan iptal ve tam yargı davası açılmalıdır. Sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açtığından, eylem ve işlem ayrımına göre usul stratejisi belirlenmesi önemlidir.
Eylemi yazılı bildirimle veya başka suretle öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini (uygulamada çoğunlukla zararının tazminini veya haksız tahsilat varsa iadesini) istemelidir. Aksi takdirde davanın usulden reddedilmesi durumunu meydana getirecektir.
3. Sonuç
İYUK 13 uyarınca idari eylemlerden doğan zararlarda doğrudan dava açılamaz; kuruma ön başvuru şarttır. Bu aşama atlanırsa mahkeme ''idari merci tecavüzü'' kararı vererek dilekçeyi ilgili kuruma gönderir. İdarenin 30 günlük cevap süresi sonunda talebi reddetmesi veya sessiz kalmasıyla dava açma süresi başlar. Başvuru sebeplerinin detaylı olarak bildirildiği başvuru dilekçesi, davanın temelidir.
1. Tam yargı davası, idarenin idari işlem, idari eylem veya hizmet kusuru/kusursuz sorumluluk rejimi kapsamında doğan sorumluluğu nedeniyle, uğranılan maddi ve/veya manevi zararların tazmini ile hukuki sebebi bulunmayan yahut sonradan ortadan kalkan tahsilatların iadesi (istirdat) amacıyla açılan temel başvuru yoludur.
2. Davanın başarı kriteri; hukuka aykırılık ile sınırlı değildir. Esas belirleyici unsur, somut olayda zararın varlığı, zararın kapsamı ve idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağının mahkemeyi ikna edecek düzeyde ortaya konulmasıdır.
3. Maddi tazminat taleplerinde; zarar kalemleri “tür – tutar – dönem – dayanak belge” formatında ayrıştırılmalı, faturalar, sözleşmeler, bordrolar, banka kayıtları, ekspertiz/raporlar ve gerektiğinde bilirkişi incelemesine elverişli şekilde somutlaştırılmalıdır.
4. Manevi tazminat talebi, her uyuşmazlıkta otomatik doğmaz. İdari faaliyet nedeniyle kişilik değerlerinde meydana gelen sarsıntının ağırlığı, olayın etkisi ve sonuçları somutlaştırılmalı; talep tutarı hakkaniyet ve yerleşik yargısal kriterlerle uyumlu olacak şekilde belirlenmelidir.
5. İstirdat (iade) boyutu bakımından, tahsilatın dayanağı olan kamu alacağının veya idari tasarrufun hukuki sebebinin bulunmadığı, iptal edildiği ya da sonradan ortadan kalktığı açıkça gösterilmelidir. İade talebinde; hangi kalemlerin iade edileceği, varsa faiz talebinin kapsamı ve hesap yöntemi de netleştirilmelidir.
6. İdari eylem kaynaklı zararlar yönünden, uygulamada en sık risk alanı idareye başvuru şartı ve sürelerdir. Süre kaçırılması veya usule uygun başvuru yapılmaması davanın usulden reddine sebebiyet verecektir.



