...
Uluslararası iki taraflı vergi anlaşmaları uyarınca yurt dışı kaynaklı gelirlerin Türkiye'deki vergi yükümlülüklerini hesaplayan ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerine göre mahsup edilecek tutarları belirleyen; masasında resmi yabancı ve yerli vergi beyannamesi formları bulunan, elinde kalemle hesap makinesinde işlem yapan kurumsal bir uluslararası vergi avukatı veya mali danışman figürü.

Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması ve Yurt Dışı Kazançların Beyanı

Temmuz 19, 2026
6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamında karot örneği alınarak depreme dayanıksız olduğu iddia edilen eski binanın görünümü ve bu idari rapora karşı yapılacak riskli yapı tespitine itiraz prosedürleri ile kentsel dönüşüm iptal davası süreçlerini sembolize eden; dış cephe kiremitleri yıpranmış, pencereleri ve çatısı deforme olmuş çok katlı eski ahşap ve kagir yapı modelinin alt açıdan dış görünümü.

Riskli Yapı Tespitine İtiraz: 6306 Sayılı Kanun Kapsamında Rehber

Temmuz 19, 2026

Muhammet Çoban Hukuk & Danışmanlık

Şirkete Kayyum Atanması: Vergi Suçlarında Şartlar, Sorumluluk ve Güncel Yargı Uygulaması

Makale Yol Haritası
Kayyum Kavramı ➔ CMK m. 133 Katalog Şartı ➔ TTK m. 630 Haklı Sebep ➔ Tebligat ve Vergi Ödevleri ➔ Şahsi Sorumluluk ➔ İtiraz ve Görevli Mahkeme

Şirkete kayyum atanması, şirketin yönetim organının yetkilerinin tamamen veya kısmen bir mahkeme kararıyla üçüncü bir kişiye devredilmesi sonucunu doğuran istisnai bir hukuki tedbirdir. Vergi suçları bakımından bu tedbirin iki ayrı hukuki güzergâhtan yürüdüğünü baştan belirtmek gerekir.

Çekirdek yanıt şudur: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. maddesi sınırlı sayıda (katalog) suç öngörür ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesindeki kaçakçılık fiilleri bu katalogda yer almaz. Dolayısıyla salt vergi kaçakçılığı şüphesine dayanılarak ceza muhakemesi yoluyla şirkete kayyum atanması hukuka aykırılık oluşturur. Buna karşılık, aynı vergisel fiiller — sahte belge kullanımı, beyanname verilmemesi, defterlerin ibraz edilmemesi — 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 630. maddesi uyarınca yöneticinin azli ve şirkete yönetim kayyumu atanması için haklı sebep sayılmaktadır.

Aşağıda her iki güzergâhın şartları, kayyum döneminde vergi ödevlerinin kime ait olduğu, tebligatın muhatabı ve kayyumun şahsi sorumluluğunun sınırları, doğrulanmış yargı kararları ve yürürlükteki mevzuat metinleri üzerinden ele alınmaktadır.

Vergi hukukundan kaynaklı diğer uyuşmazlıklarla ilgili makalelere ''Vergi Hukuku'' başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

1. Şirkete Kayyum Atanması Nedir ve Vergi Suçlarında Hangi Hâllerde Gündeme Gelir?

Şirkete kayyum atanması, mahkeme kararıyla şirketin yönetim ve temsil yetkilerinin tümüyle ya da onay şartına bağlı olarak bir kayyuma devredilmesidir. Vergi suçlarında bu tedbir, CMK m. 133 kataloğundaki bir suçla bağlantı kurulması hâlinde ceza muhakemesi yoluyla; vergisel yükümlülüklerin ağır ihlali hâlinde ise TTK m. 630 uyarınca ticaret mahkemesi yoluyla gündeme gelir.

Kayyumluk, kökeni itibarıyla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 403 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir özel hukuk kurumudur. Ceza muhakemesindeki görünümü ise farklıdır: burada kayyum tayini, kamu hukuku karakteri ağır basan bir koruma tedbiridir ve amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.

Bu ayrım pratikte belirleyicidir. Çünkü tedbirin dayanağı değiştikçe hem şartları hem itiraz mercii hem de kayyumun sorumluluk rejimi değişmektedir.

1.1. Yönetim Kayyumu ile Denetim Kayyumu Arasındaki Fark

Atama kararının kapsamı, tedbirin şirket üzerindeki ağırlığını belirler. Yönetim kayyumunda yönetim organının yetkileri tümüyle kayyuma geçer; denetim kayyumunda ise yönetim organı görevde kalır, ancak karar ve işlemlerinin geçerliliği kayyumun onayına bağlanır.

Uygulamada bu iki tür arasında geçiş de mümkündür. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun incelediği bir olayda, ağır ceza mahkemesinin ara kararıyla yönetim kayyumluğu kaldırılmış ve tedbir denetim kayyumluğuna dönüştürülmüştür; Kurul bu dönüşümün tarihini, tebligatın kime yapılacağı bakımından esas almıştır.

1.2. Vergi Suçlarının Kayyum Tartışmasındaki Yeri

Vergi kaçakçılığı suçu, 7394 sayılı Kanun’la 15 Nisan 2022 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında VUK m. 359/a bakımından üç yıldan beş yıla, m. 359/b, c ve ç bakımından ise beş yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası gerektirmektedir. Cezanın ağırlığı, tek başına kayyum tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir.

Belirleyici olan, suçun CMK m. 133/4’teki listede yer alıp almadığıdır. Vergi kaçakçılığı bu listede bulunmadığından, uygulamada bağlantı çoğunlukla suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK m. 282) veya Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki hapis cezasını gerektiren suçlar üzerinden kurulmaktadır.

2. CMK m. 133 Uyarınca Şirkete Kayyum Atanmasının Şartları Nelerdir?

CMK m. 133 uyarınca kayyum atanabilmesi için üç şart birlikte aranır: suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğuna dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, tedbirin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından gerekli olması ve suçun maddenin dördüncü fıkrasındaki katalogda sayılmış olması. Karar, hâkim veya mahkemece verilir.

📜 KANUN METNİ — 

“Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hâkim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur.”

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 133/1

2.1. Katalog Suç Şartı ve Vergi Kaçakçılığı Suçunun Konumu

Katalog suç şartı, tedbirin uygulama alanını daraltan en önemli güvencedir. Maddenin dördüncü fıkrasında sayılmayan bir suç bakımından bu tedbire başvurulamaz.

Aşağıdaki tablo, CMK m. 133/4’te sayılan suç gruplarını ve vergi suçlarıyla ilişkisini özetlemektedir.

CMK m. 133/4 Katalog Suçları ve Vergi Suçlarıyla İlişkisi
Katalog Suç Grubu Yasal Dayanak Vergi Suçlarıyla İlişkisi
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama TCK m. 282 Vergi kaçakçılığı öncül suç olarak kurgulanabildiğinden, uygulamada en sık başvurulan bağlantı noktasıdır.
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki hapis cezasını gerektiren suçlar 5607 sayılı Kanun Gümrük ve akaryakıt kaçakçılığı dosyalarında vergi ziyaı ile birlikte gündeme gelebilir.
Zimmet TCK m. 247 ve Bankalar Kanunu m. 22/3-4 Şirket kaynaklarının kayıt dışı kullanımıyla birlikte incelenebilir.
Silahlı örgüt / örgüte silah sağlama TCK m. 314, 315 Örgütsel finansman iddialarında vergisel usulsüzlüklerle birlikte değerlendirilir.
Göçmen kaçakçılığı, insan ticareti, uyuşturucu ticareti, parada sahtecilik, fuhuş, kumar, casusluk, silah kaçakçılığı, kültür varlıkları suçları TCK ve ilgili özel kanunlar Vergi suçlarıyla doğrudan bağlantısı bulunmayan katalog kalemleridir.
Vergi kaçakçılığı (sahte belge düzenleme/kullanma, defter gizleme vb.) VUK m. 359 Katalogda yer almaz. Tek başına CMK m. 133 tedbirine dayanak oluşturmaz.

2.2. “Şirket Faaliyeti Çerçevesinde İşlenme” Şartı

Suçun şirket ortakları veya yöneticileri tarafından işlenmiş olması tek başına yeterli değildir. Aranan şey, suçun şirketin iş ve işlemleri araç kılınarak işlenmesidir.

Bu nedenle, şirketle organik bağı bulunmayan kişisel fiiller nedeniyle tüzel kişiliğin yönetimine el konulması, tedbirin amacını aşar. Ayrıca maddenin lafzındaki “işlenmekte olduğu” ibaresi nedeniyle, doktrinde icrası tamamlanmış suçlarda tedbire başvurulamayacağı da savunulmaktadır.

2.3. Ölçülülük ve Tedbirin Süresi

CMK m. 133’te kayyumluğun azami süresine ilişkin bir sınır bulunmamaktadır. Bu boşluk, tedbirin fiilî bir müsadereye dönüşmesi riskini doğurur ve uygulamada Anayasa m. 13’teki ölçülülük ilkesi ile Anayasa m. 35’teki mülkiyet hakkı üzerinden tartışılmaktadır.

Tedbirin geçici niteliği gereği, atanmayı gerektiren sebep ortadan kalktığında kayyumluğun sonlandırılması için kararı veren merciye başvurulması gerekir.

3. Vergi Usulsüzlükleri TTK m. 630 Bakımından Haklı Sebep Sayılır mı?

Evet. Yerleşik uygulamada, şirketin gerçek kârının gizlenmesi, sahte belgelerin gider olarak kaydedilmesi, kurumlar vergisi beyannamesinin verilmemesi ve ticari defterlerin ibraz edilmemesi, TTK m. 630/3 anlamında yöneticinin yükümlülüklerini ağır biçimde ihlali sayılmakta; müdürün azli ile birlikte şirkete kayyum atanmasına karar verilebilmektedir.

📜 KANUN METNİ — 

“(1) Genel kurul, müdürü veya müdürleri görevden alabilir, yönetim hakkını ve temsil yetkisini sınırlayabilir. (2) Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir. (3) Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur. (4) Görevden alınan yöneticinin tazminat hakları saklıdır.”

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 630

3.1. Kar Gizleme ve Sahte Belge Kullanımı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, limited şirket müdürünün şirketin gerçek kâr tutarını kayıtlara aktarmaması, sahte belge ve faturaları gider olarak defterlere işlemesi ve banka hesaplarından çekilen tutarları şirket kayıtlarına yansıtmaması hâlini haklı sebep saymış; müdürün azli ile birlikte kayyum atanmasını hukuka uygun bulmuştur.

“Dosya kapsamına uygun, gerekçeli, denetim ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişinin raporunda belirttiği, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde de açıklandığı üzere, şirket müdürü olan davalının, şirketin gerçek kâr tutarını kayıtlara aktarmadığı, şirketin kârını eksik gösterdiği, sahte belge ve faturaları gider olarak defterlere işlediği, şirketin banka hesaplarından çekilen 1.193.028 TL'yi şirket kayıtlarına işlemeyerek ve bu paraların şirketin işleyişi ile ilgili hangi işlerde harcandığını, şirket ortağı olmayan kişilerin şahsi kredi kartı borçlarının şirket hesabından ödenerek ve bu harcamanın şirket adına yapıldığının somut bilgi belgelerle ispatlayamadığı, ayrıca şirket banka hesaplarındaki kayıtları şirket kayıtlarına aktarmadığından yönetim hakkını ve temsil yetkilerini kötüye kullandığı, görevini suistimal ettiği gibi şirket ve diğer ortağın aleyhine işlemler yaptığı anlaşıldığından açılan davanın kabulüne yönelik ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygundur.”

— Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin 27.12.2023 tarihli, 2022/1547 E. ve 2023/1868 K. sayılı İlamı

3.2. Beyanname Verilmemesi ve Defterlerin İbraz Edilmemesi

Vergisel yükümlülüklerin ihmali de aynı sonuca bağlanmaktadır. Kurumlar vergisi beyannamesinin verilmemesi, şirketi usulsüzlük ve kaçakçılık yaptırımlarıyla karşı karşıya bıraktığından, özen ve sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmektedir.

“...davacının davalı şirket yöneticisinin azlini talep ettiği, davalının sahte imza atarak şirket merkezini taşıdığı, davacının imzası taklit edilerek iş yerinin taşınmazının davacı ortağın güvenini temelden sarsacağı, azil için haklı sebep teşkil edeceği, şirketin mali durumunun incelenmesi için defterlerin davalı yönetici tarafından ibraz edilmediği, vergi kayıtlarının yapılan incelemesinde 2015 yılı kurumlar vergisinin verilmediğinin tespit edildiği, şirketin usulsüzlük vergi cezası kaçakçılık cezalarına muhatap olabileceği değerlendirildiğinde TTK nun 630/3 maddesindeki haklı sebeplerin gerçekleştiği anlaşıldığından...”

— İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.03.2022 tarihli, 2020/592 E. ve 2022/229 K. sayılı Kararı

Bu güzergâhın pratik üstünlüğü açıktır: katalog suç tartışmasına girmeden, doğrudan ortaklık ilişkisi içinde ve asliye ticaret mahkemesi önünde sonuç alınabilmektedir. Buna karşılık davanın yalnızca şirket ortağı tarafından açılabileceği; ortaklık sıfatı bulunmayanların talebinin aktif husumet yokluğundan reddedileceği gözden kaçırılmamalıdır.

4. Kayyum Atanan Şirkette Vergi Ödevleri ve Tebligat Kime Yapılır?

Yönetim yetkisinin kayyuma geçtiği dönemde, şirkete ilişkin tebligatların kayyuma yapılması zorunludur. Defter ve belge isteme yazısının yetkisi sona ermiş eski kanuni temsilciye tebliğ edilmesi usulsüzdür; bu durumda re’sen tarh sebebi doğmaz ve buna dayanan cezalı tarhiyatlar hukuka aykırı olur.

📜 KANUN METNİ — 

“Mükellef yerine geçen veli, vasi veya kayyım gibi vergi sorumlusu birden fazla olursa, tebliğ bunlardan yalnız birine yapılabilir. Şayet tebliğin mevzuu olan işe ayrı bir vasi veya kayyım bakmakta ise, tebliğ bunlara yapılır.”

213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 95

4.1. Usulsüz Tebligatın Tarhiyata Etkisi

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, TMSF’nin kayyum olarak atandığı bir şirkette defter ve belge isteme yazısının eski kanuni temsilcinin ikamet adresine gönderilmesini usulsüz saymıştır. Kurul, TMSF tarafından müdürler kuruluna henüz üye atanmamış olmasının kayyumun yönetim yetkisini etkilemediğini vurgulamıştır.

“Davacı şirketin yönetim yetkisinin 16/02/2017 ila 19/10/2018 tarihleri arasında kayyumda olduğu, davacı şirket temsilcisi ...'ın anılan tarihlerde yetkisinin bulunmadığı, Vergi Usul Kanunu'nun tebliğe ilişkin hükümleri dikkate alındığında davacıyla ilgili tebligatların kayyuma yapılması ve bu kapsamda defter ve belge isteme yazısının da kayyuma tebliğ edilerek defter ve belgelerin yönetim yetkisine sahip kayyumdan istenmesi gerektiği açıktır. ... müdürler kuruluna atanmış bir üyenin bulunmamasının kayyumun yönetim yetkisine bir etkisi bulunmadığı gibi defter ve belge ibraz yazısının yetkisi alınmış kanuni temsilcinin adresine gönderilmesi için gerekçe de oluşturamayacaktır.”

— Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 14.02.2024 tarihli, 2023/305 E. ve 2024/72 K. sayılı İlamı

4.2. Eski Kanuni Temsilcinin Sorumluluğunun Sona Ermesi

Kayyum atanmasıyla birlikte eski temsilcinin vergisel ödevleri de sona erer. Kayyum döneminde doğan beyanname verme yükümlülüklerine ilişkin borçlar nedeniyle eski kanuni temsilciye ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırıdır.

Danıştay 4. Dairesi tarafından onanan bir vergi mahkemesi kararında; kayyum atama kararının 11.04.2016 tarihli olduğu, ödeme emrine konu amme alacağının beyanname verme yükümlülüğünün 2016/5, 6, 7 dönemlerinde yani bu tarihten sonra doğduğu, davacının anılan dönemlerde kanuni temsilci sıfatını taşımadığı belirtilerek ödeme emri iptal edilmiştir (Danıştay 4. Daire, E. 2018/4890, K. 2022/2147, T. 04.04.2022 — karardan aktarılarak özetlenmiştir).

5. Kayyum Şahsen Sorumlu Tutulabilir mi?

Kayyumun sorumluluğu ikili bir ayrıma tabidir. VUK m. 332 uyarınca kayyum, yönettiği malvarlığına ilişkin vergi cezalarının muhatabıdır. Buna karşılık 675 sayılı KHK m. 11 kapsamındaki kayyumlar bakımından VUK m. 10 ile 6183 sayılı Kanun m. 35 ve mükerrer 35 uygulanmaz; şirketin ödenmemiş kamu ve SGK borçları nedeniyle şahsi sorumluluk yüklenemez.

📜 KANUN METNİ — 

“Velayet ve vesayet altında bulunanlar veya işlerinin idaresi bir kayyıma tevdi edilmiş olanlar, kendilerine izafeten veli vasi veya kayyımın vergi kanunlarına aykırı hareketlerinden dolayı cezaya muhatap tutulmazlar. Bu hallerde cezanın muhatabı, veli, vasi veya kayyımdır.”

213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 132

5.1. 675 sayılı KHK m. 11 Kapsamındaki Muafiyet

Danıştay 9. Dairesinin incelediği uyuşmazlıkta, kapatılan bir şirkete sulh ceza hâkimliği kararıyla atanan kayyum adına kurumlar vergisi ve vergi ziyaı cezası tarh edilmiştir. Bölge idare mahkemesi, 675 sayılı KHK’nın 11. maddesi uyarınca kayyumun sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varmış; Daire bu kısım yönünden kararı onamıştır.

“...atandıkları veya görevlendirildikleri kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ve şirketlerin doğmuş veya doğacak kamu borçları ile Sosyal Güvenlik Kurumu borçlarının, her türlü işçi alacakları ile diğer mevzuattan kaynaklanan borçlarının ödenmemiş olması nedeniyle şahsi sorumluluk yüklenemeyeceği, ayrıca, bu kişiler hakkında 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 35 inci ve mükerrer 35 inci maddeleri ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesi hükümlerinin uygulanmayacağının düzenlendiği...”

— Danıştay 9. Dairesinin 26.10.2022 tarihli, 2020/802 E. ve 2022/5106 K. sayılı İlamı

5.2. Kayyumun İşlemlerinden Doğan Zararlarda Davanın Muhatabı

CMK m. 133 uyarınca atanan kayyumların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden doğan tazminat davaları doğrudan kayyuma değil, Devlet aleyhine açılır. Devletin, görevini kötüye kullanan kayyuma bir yıl içinde rücu hakkı saklıdır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu düzenlemenin kapsamını belirlerken, maddenin ikinci fıkrası gereğince kayyumlara ödenen ücretin iadesi için koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılamayacağı sonucuna varmıştır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2021/4966, K. 2023/1282, T. 17.04.2023).

Buna karşılık kayyumların özel hukuk sorumluluğuna dayalı tazminat talepleri farklı bir usule tabidir: bu davalar TTK m. 5/A uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabi olup, arabulucuya başvurulmadan açılmaları hâlinde usulden reddedilmektedir (İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/447, K. 2025/442, T. 23.05.2025).

Kayyumun Sorumluluk Rejimi — Karşılaştırmalı Özet
Sorumluluk Türü Hukuki Dayanak Muhatap / Sonuç
Vergi cezasına muhataplık VUK m. 332 Ceza, idare edilen kişiye değil doğrudan kayyuma kesilir.
Şirketin ödenmemiş kamu borçlarından şahsi sorumluluk 675 sayılı KHK m. 11 Kapsamdaki kayyumlara yüklenemez; VUK m. 10 ile 6183 sayılı Kanun m. 35 ve mük. 35 uygulanmaz.
Kayyumun görev işlemlerinden doğan zarar (ceza muhakemesi) CMK m. 133/5, m. 142-144 Dava Devlet aleyhine açılır; Devlet bir yıl içinde kayyuma rücu eder.
Kayyumun özel hukuk sorumluluğuna dayalı tazminat TTK m. 5/A, HUAK m. 18/A Dava şartı arabuluculuk zorunludur; aksi hâlde dava usulden reddedilir.
Kayyum ücretinin iadesi talebi CMK m. 133/2 Koruma tedbiri nedeniyle tazminat davasına konu edilemez; ücret KYOK veya beraat hâlinde Hazineden karşılanır.

6. Kayyum Kararına İtiraz Nasıl Yapılır ve Hangi Mahkeme Görevlidir?

Görevli mercii, kayyumun hangi kanuna dayanılarak atandığı belirler. CMK m. 133 uyarınca sulh ceza hâkimliğince atanan kayyuma ilişkin kaldırma talepleri kararı veren merciye yöneltilir; TTK m. 630 uyarınca atanan kayyum ise asliye ticaret mahkemesinin yetki alanındadır. TMSF’nin kayyum sıfatıyla tesis ettiği işlemler idari işlem niteliğindedir.

CMK m. 133/3, ilgililerin kayyumun işlemlerine karşı görevli mahkemeye Türk Medeni Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabileceğini öngörür. Ancak tedbirin kendisinin kaldırılması, atayan merciden istenmelidir.

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, ağır ceza mahkemesince yönetim kayyumluğunun denetim kayyumluğuna dönüştürülmesine ilişkin kararın geçmişe etkili olmadığını; bu kararın, kayyum tarafından daha önce yapılan işlemlerin hükümsüz sayılmasını gerektirmediğini belirtmiştir (İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2021/1316, K. 2024/897, T. 23.05.2024 — karardan aktarılarak özetlenmiştir).

Bu tespit, savunma stratejisi bakımından önemlidir: tedbirin kapsamının daraltılması, geçmiş dönem işlemlerine yönelik itirazları kendiliğinden sonuçlandırmaz.

7. Sonuç ve Değerlendirme

Vergi suçları bakımından şirkete kayyum atanması, tek bir kurala değil, birbirinden ayrı iki hukuki rejime dayanır. Ceza muhakemesi güzergâhında katalog suç şartı belirleyicidir ve VUK m. 359 bu katalogda yer almaz; ticaret hukuku güzergâhında ise aynı vergisel fiiller haklı sebep olarak değerlendirilebilmektedir.

Kayyum atanmasıyla birlikte şirketin vergi temsil yetkisi kayyuma geçer. Bu geçiş, tebligatın muhatabından eski kanuni temsilcinin sorumluluğunun sona ermesine kadar geniş bir etki alanı doğurur ve usulsüz tebligat, cezalı tarhiyatın hukuka aykırılığı sonucunu doğurabilir.

Süreçte karşılaşılan başlıca hukuki riskler; katalog suç denetiminin yapılmaması, ölçülülük ilkesine aykırı biçimde uzun süren yönetim kayyumluğu, kayyum döneminde yapılan tebligatların denetlenmemesi ve sorumluluk davalarında görevli mercii ile dava şartlarının gözden kaçırılmasıdır.

Her uyuşmazlığın kendi maddi vakıaları, atama kararının kapsamı ve dosyadaki delil durumu farklılık gösterdiğinden, sürecin ilgili mevzuat ve güncel içtihat çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Av. Muhammet Çoban
Avukat Muhammet ÇOBAN
İstanbul Barosu · Sicil No: 77466
Muhammet Çoban Hukuk & Danışmanlık
Kurucu Avukat

Bu yazı; güncel mevzuat ve yargı kararları esas alınarak genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

Bu içerik genel bilgilendirme amaçlıdır; somut bir uyuşmazlığa ilişkin hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Mevzuat değişebileceğinden içeriğin güncelliği güncelleme tarihine göre değerlendirilmelidir.

Önemli Uyarı Bu makale yalnızca bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut uyuşmazlıklarda bir avukata başvurulması tavsiye edilir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

1Vergi kaçakçılığı suçu nedeniyle şirkete kayyum atanabilir mi?
Doğrudan atanamaz. VUK m. 359’daki kaçakçılık suçları CMK m. 133/4 kataloğunda sayılmamıştır. Kayyum tedbirine ancak katalogda yer alan bir suçla — özellikle TCK m. 282 kapsamındaki aklama suçuyla — bağlantı kurulduğunda başvurulabilir.
2Yönetim kayyumu ile denetim kayyumu arasındaki fark nedir?
Yönetim kayyumunda yönetim organının yetkileri tümüyle kayyuma geçer. Denetim kayyumunda ise yönetim organı görevde kalır; ancak aldığı karar ve yaptığı işlemlerin geçerliliği kayyumun onayına bağlıdır. Fark, atama kararında açıkça belirtilir.
3Kayyum atandıktan sonra vergi dairesi tebligatı kime yapar?
Yönetim yetkisinin kayyumda olduğu dönemde tebligat kayyuma yapılır. VUK m. 95 bu hususu düzenler. Yetkisi sona ermiş eski kanuni temsilciye yapılan tebligat usulsüzdür ve buna dayanan re’sen tarhiyat hukuka aykırı sayılır.
4Kayyum dönemine ait vergi borcu için eski müdüre ödeme emri gönderilebilir mi?
Gönderilemez. Beyanname verme yükümlülüğü kayyum atandıktan sonraki dönemlerde doğmuşsa, eski kanuni temsilci o dönemde temsil sıfatını taşımadığından, adına düzenlenen ödeme emri hukuka aykırıdır.
5Kayyumun işlemlerinden zarar gören ortak kime dava açar?
CMK m. 133 uyarınca atanan kayyumların görev işlemlerinden doğan tazminat davaları, aynı maddenin beşinci fıkrası gereğince Devlet aleyhine açılır. Devlet, görevini kötüye kullanan kayyuma bir yıl içinde rücu edebilir.
6Şirkete kayyum atanması davasını kim açabilir?
TTK m. 630/2 uyarınca müdürün azli ve kayyum atanması talebi, haklı sebeplerin varlığında her ortak tarafından ileri sürülebilir. Ortaklık sıfatı bulunmayan kişilerin açtığı dava, aktif husumet yokluğu nedeniyle reddedilmektedir.
7Kayyumluk ne kadar sürer ve nasıl sona erer?
CMK m. 133’te azami süre öngörülmemiştir. Tedbir geçici nitelikte olduğundan, atanmayı gerektiren sebep ortadan kalktığında kararı veren merciden kayyumluğun sonlandırılması talep edilmelidir; kendiliğinden sona erme kural değildir.
8Kayyum, şirketin ödenmemiş vergi borcundan şahsen sorumlu olur mu?
675 sayılı KHK m. 11 kapsamındaki kayyumlar bakımından şahsi sorumluluk yüklenemez; bu kişiler hakkında VUK m. 10 ile 6183 sayılı Kanun m. 35 ve mükerrer 35 uygulanmaz. Buna karşılık VUK m. 332 uyarınca vergi cezalarının muhatabı kayyumdur.