Bu makalede ne bulacaksınız?
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminatın hukuki dayanağı (TBK m.112), tanımı ve akdi sorumluluğun genel çerçevesi.
Sorumluluğun beş temel şartı, kusur karinesi, ispat yükünün borçluya geçmesi ile müspet ve menfi zarar ayrımı.
Zararın hesaplanması, görevli ve yetkili mahkeme, zamanaşımı, 2026 usul değişiklikleri ve yargı kararları ışığında muhtemel riskler.
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğradığı zararın, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m.112 uyarınca borçlu tarafından giderilmesidir. TBK m.112, borçlunun kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlü olduğunu düzenleyen temel hükümdür. Akdi sorumluluk, borçlunun sözleşmeden doğan bir taahhüdü ihlal etmesinden kaynaklanan hukuki sorumluluktur.
Kusur karinesi, sözleşmeye aykırılık tazminatında alacaklıya sağlanan en belirleyici avantajdır: alacaklı sözleşmenin varlığını, ihlali ve zararı ortaya koyduğunda borçlunun kusuru varsayılır ve ispat yükü borçluya geçer. Aşağıda sürecin şartları, zarar türleri, hesaplama esasları ve güncel usul kuralları yargı kararlarıyla birlikte ele alınmaktadır.
Konuyla ilgili diğer makalelere ''Tazminat Hukuku'' başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
İçindekiler
- 1. Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Tazminat Nedir?
- 2. Sorumluluğun Şartları, Kusur Karinesi ve İspat Yükü
- 3. Müspet Zarar ve Menfi Zarar Ayrımı
- 4. Tazminatın Belirlenmesi ve Sorumluluğun Kapsamı
- 5. Özel Sözleşme Türlerinde Uygulama
- 5. Özel Sözleşme Türlerinde Uygulama
- 7. Görevli Mahkeme, Zamanaşımı ve 2026 Usul Değişiklikleri
- 8. Sonuç ve Değerlendirme
- 9. İlgili Makaleler
1. Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Tazminat Nedir?
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde alacaklının uğradığı zararın TBK m.112 uyarınca borçlu tarafından giderilmesidir. Sözleşmeye aykırılık tazminatında borçlunun sorumluluğu, kaynağını sözleşmesel taahhütten alan ve borçlu kusursuzluğunu ispat edemedikçe ortadan kalkmayan bir sorumluluktur.
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat, geçerli bir sözleşmeden doğan yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde devreye giren genel bir giderim normudur. Borca aykırılık üst başlığı altında üç temel ihlal biçimi yer alır: borcun hiç ifa edilmemesi, gereği gibi ifa edilmemesi (kötü ifa) ve vaktinde ifa edilmemesi (temerrüt).
1.1. Borcun Gereği Gibi İfa Edilmemesi
Gereği gibi ifa, edimin sözleşmede kararlaştırılan tüm unsurlara uygun ve eksiksiz biçimde yerine getirilmesini ifade eder. Bu ölçüte uymayan bir davranış, ifa olarak nitelendirilemez ve borca aykırılık teşkil eder. Yargıtay, gereği gibi ifayı şu şekilde tanımlamaktadır:
"Borcun tam ve doğru şekilde ifasına, “borcun gereği gibi ifası” denilmektedir. Borcun gereği gibi ifası, borçlanılan edimin, ifa tarz ve unsurlarına yani ifanın taraflarına, yer ve zamanına, miktar ve niteliğine uygun olarak eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesidir."
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.02.2025 tarihli, 2024/425 E. ve 2025/1083 K. sayılı İlamı
1.2. Hukuki Dayanak: TBK m.112
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminatın kanuni dayanağı olan hüküm, borçlunun sorumluluğunu kusur karinesine bağlamaktadır:
📜 KANUN METNİ —
"Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 112

2. Sorumluluğun Şartları, Kusur Karinesi ve İspat Yükü
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat için beş şart aranır: geçerli bir sözleşme, borca aykırı davranış, zarar, ihlal ile zarar arasında uygun illiyet bağı ve borçlunun kusuru. Kusur karine olarak kabul edildiğinden, ispat yükü kural olarak borçlu üzerindedir.
Akdi sorumluluğun doğması için birden fazla unsurun bir arada bulunması gerekir. Bu unsurlar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir. En kritik nokta, kusurun ispatı konusunda TBK m.112'nin haksız fiil sorumluluğundan ayrılmasıdır: haksız fiilde kusuru zarar gören ispatlarken, sözleşmeye aykırılıkta kusursuzluğunu borçlu ispat etmek zorundadır.
| Şart | Açıklama |
|---|---|
| Geçerli sözleşme | Taraflar arasında hukuken geçerli bir borç ilişkisinin bulunması. |
| Borca aykırı davranış | Borcun hiç, gereği gibi veya zamanında ifa edilmemesi. |
| Zarar | Alacaklının malvarlığında meydana gelen azalma veya beklenen menfaatten yoksunluk. |
| Uygun illiyet bağı | İhlal ile zarar arasında olağan akışa uygun nedensellik ilişkisi bulunması. |
| Kusur (karine) | Borçlunun kusuru varsayılır; kusursuzluğunu ispat yükü borçludadır. |
İlliyet Bağı ve İspat Yükünün Borçluya Geçmesi
İlliyet bağı, borçlunun sorumluluğunun kurucu unsurlarından biridir. İhlalin, olayın olağan akışına ve genel hayat tecrübelerine göre gerçekleşen türden bir zararı meydana getirmeye elverişli olması gerekir. İspat yükünün borçluya geçebilmesi ise öncelikle borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemiş olmasına bağlıdır. Bu esaslar yargı kararlarında açıkça vurgulanmıştır:
"Madde metninden de açıkça anlaşılacağı üzere ispat yükünün borçlu üzerine geçmesi için öncelikle borçlunun borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi gerekmektedir. (...) İlliyet bağı, borçlunun sorumluluğunun kurucu unsurlardan biridir."
Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 11.03.2025 tarihli, 2024/15 E. ve 2025/423 K. sayılı İlamı
3. Müspet Zarar ve Menfi Zarar Ayrımı
Müspet zarar (ifa menfaati), sözleşme gereği gibi ifa edilseydi alacaklının bulunacağı malvarlığı durumu ile mevcut durum arasındaki farktır ve kar mahrumiyetini de kapsar. Menfi zarar (güven menfaati) ise, sözleşmenin geçerli olduğuna güvenilmesi yüzünden uğranılan zarardır. Kural olarak ikisi birlikte talep edilemez.
Sözleşmeye aykırılık halinde talep edilebilecek zararlar, doktrin ve uygulamada müspet ve menfi zarar olarak ikiye ayrılır. Bu ayrım, dava dilekçesinde talebin doğru kurulması bakımından belirleyicidir; çünkü seçimlik haklar niteliğindeki bu iki kalem kural olarak birlikte istenemez.
3.1. Müspet Zarar (İfa Menfaati)
Müspet zarar, alacaklının ifadan beklediği menfaati ifade eder ve yoksun kalınan karı da içine alır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kavramı şu şekilde tanımlamıştır:
"Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içerir."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.01.2022 tarihli, 2019/42 E. ve 2022/42 K. sayılı İlamı
3.2. Menfi Zarar (Güven Menfaati)
Menfi zarar, sözleşmenin hüküm ifade edeceğine güvenilmesi yüzünden uğranılan zarardır; sözleşme hiç yapılmasaydı doğmayacak olan kalemleri kapsar. Yargıtay menfi zararı ve kapsamını şu ifadelerle ortaya koymaktadır:
"Menfi zarar uyulacağı ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Başka bir anlatımla sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır."
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 04.12.2024 tarihli, 2023/3206 E. ve 2024/4563 K. sayılı İlamı
Menfi zarar kalemlerine; sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler, karşı edimin kabulü için yapılan masraflar, sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar ve dava masrafları örnek gösterilebilir.
3.3. İki Zarar Kaleminin Birlikte İstenememesi
Müspet zarar ile menfi zarar seçimlik haklar arasında yer aldığından, kural olarak birlikte talep edilemez. Müspet zarar, sözleşmenin ifası halinde elde edilecek kazanç olduğundan içerisinde kısmen menfi zararı da barındırır. Yargıtay bu ilkeyi somut olayda şöyle uygulamıştır:
"Somut olayda, iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle yüklenici müspet zararı istediğinden artık menfi zararı isteyemez."
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 04.12.2024 tarihli, 2023/3206 E. ve 2024/4563 K. sayılı İlamı
| Ölçüt | Müspet Zarar | Menfi Zarar |
|---|---|---|
| Menfaat türü | İfa menfaati | Güven menfaati |
| Kapsam | İfa edilseydi ulaşılacak durum; kar mahrumiyeti dahil | Sözleşmeye güvenilmesi yüzünden yapılan gider ve kayıplar |
| Tipik hal | Aynen ifadan vazgeçip ifa yerine geçen tazminat | Sözleşmenin hükümsüzlüğü veya feshi |
| Birlikte talep | Kural olarak menfi zararla birlikte istenemez | Kural olarak müspet zararla birlikte istenemez |
4. Tazminatın Belirlenmesi ve Sorumluluğun Kapsamı
Tazminatın kapsamı, TBK m.114 yollamasıyla haksız fiile ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanmasıyla belirlenir. Hakim, TBK m.51 uyarınca kusurun ağırlığını ve durumun gereğini gözetir; alacaklının zararın doğması ya da artmasındaki katkısı varsa TBK m.52 uyarınca indirim yapılabilir.
Borçlu genel olarak her türlü kusurundan sorumludur. Sorumluluğun kapsamı belirlenirken ve tazminat hesaplanırken haksız fiil hükümlerine yapılan kanuni yollama esas alınır:
📜 KANUN METNİ —
"Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 114
4.1. Hakimin Takdir Yetkisi (TBK m.51 ve m.52)
Zararın miktarının net biçimde belirlenemediği hallerde hakim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini durumun gereğine ve kusurun ağırlığına göre takdir eder:
📜 KANUN METNİ —
"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 51
Alacaklının zararı azaltma yükümlülüğüne aykırı davranması ya da zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunması halinde ise tazminattan indirim yapılabilir:
📜 KANUN METNİ —
"Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 52
4.2. Rayiç Değer ve Değerlendirme Tarihi
Taşınmaza ilişkin uyuşmazlıklarda tazminat çoğunlukla taşınmazın rayiç değeri üzerinden hesaplanır. Enflasyonist dönemlerde hakkaniyete uygunluk bakımından değerlendirmede esas alınacak tarih önem kazanır. Yargıtay, güncel bir kararında taşınmazın nihai karar tarihindeki (veya en yakın tarihteki) rayiç değerinin esas alınmasının hem hukuka hem de enflasyonist koşullara uygun olduğunu benimsemiştir.
Kararda, taşınmazın nihai karar tarihindeki değerinin esas alınmasının hukuki olduğu gibi enflasyonist koşullar bakımından da hakkaniyete uygun olduğu; rayiç değerin nihai karar tarihine (veya en yakın tarihe) göre tespit edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.
(Karardan aktarılarak özetlenmiştir.)
Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 01.04.2026 tarihli, 2025/1915 E. ve 2026/1187 K. sayılı İlamı
5. Özel Sözleşme Türlerinde Uygulama
TBK m.112 genel bir giderim normu olduğundan; taşınmaz satış vaadi, arsa payı karşılığı inşaat, eser ve iş sözleşmeleri gibi birçok ilişkide uygulanır. İfa imkansızlığında müspet zarar genellikle taşınmazın rayiç değeri üzerinden; belirli süreli iş sözleşmesinin haksız feshinde ise bakiye süre menfaati üzerinden belirlenir.
5.1. Taşınmaz Satış Vaadi ve İfa İmkansızlığı
Sözleşmeye konu taşınmazın üçüncü kişiye devri gibi nedenlerle ifanın imkansız hale gelmesinde, vaat alacaklısı taşınmazın rayiç değerini talep edebilir. Yargıtay bu esası şu şekilde ifade etmektedir:
"Davacı, bu durumda şahsi hakkının ifasının imkansız hale getirildiği tarihteki taşınmazın rayiç değerini davalılardan isteyebilir."
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.04.2023 tarihli, 2022/8093 E. ve 2023/980 K. sayılı İlamı
5.2. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri
Yüklenicinin edimini zamanında yerine getirmemesi halinde, arsa sahibinin uğradığı zararın kapsamı; kalan bağımsız bölümlerin rayiç bedelindeki artış ile inşaat maliyetindeki artışın mahsubu çerçevesinde değerlendirilmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28.05.2025 tarihli, 2024/3311 E. ve 2025/2281 K. sayılı İlamı bu yönde bir uygulama ortaya koymaktadır.
5.3. Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Haksız Feshi
Belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce haksız feshi halinde talep edilen tazminat, müspet zarar niteliğindedir ve sözleşmenin süresinden önce feshi ile uygun illiyet bağı içinde bulunan zararı kapsar:
"...buradaki zarar, müsbet zarar niteliğinde olup taraflardan birinin sözleşmeye uymamasından doğan ve belirli süreli iş sözleşmeleri bakımından sözleşmenin süresinden önce feshi ile uygun illiyet bağı içinde olan zarardır."
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.10.2025 tarihli, 2025/4527 E. ve 2025/7838 K. sayılı İlamı
5. Özel Sözleşme Türlerinde Uygulama
Sözleşmeye aykırılık tek başına manevi tazminat gerektirmez. Ancak borca aykırı davranış aynı zamanda alacaklının kişilik haklarını zedeliyorsa, TBK m.114 yollamasıyla haksız fiil hükümleri kıyasen uygulanır ve manevi tazminat gündeme gelebilir.
Kural olarak bir para borcunun ödenmemesi, alacaklının kişilik hakkını ihlal etmez. Bununla birlikte özel hal ve şartlarda borca aykırılık kişilik haklarının zedelenmesine yol açabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu istisnayı şöyle açıklamaktadır:
"Akde aykırılık tek başına manevi tazminat gerektirmez ise de, özel hâl ve şartlarda davacının kişilik haklarının zedelenmesi hâlinde haksız fiilin neticelerini doğurmakta ve manevi tazminatı gerektirmektedir. (...) Borca aykırı herhangi bir davranışın, alacaklının kişilik haklarının zedelenmesine neden olması mümkündür."
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.02.2020 tarihli, 2017/960 E. ve 2020/187 K. sayılı İlamı
7. Görevli Mahkeme, Zamanaşımı ve 2026 Usul Değişiklikleri
Sözleşmeye aykırılık tazminatı davaları kural olarak asliye hukuk mahkemesinde açılır; taraf veya ilişkinin niteliğine göre tüketici veya asliye ticaret mahkemesi görevli olabilir. Genel zamanaşımı on yıldır (TBK m.146). 31.07.2026'dan sonra açılan davalarda belirsiz alacak davası yerine güçlendirilmiş kısmi dava (HMK m.109/4) yolu izlenir.
7.1. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli mahkeme, uyuşmazlığın ve tarafların niteliğine göre belirlenir. Genel kural asliye hukuk mahkemesidir; tüketici işlemlerinde tüketici mahkemesi, iki taraf için de ticari sayılan işlerde asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Yetki bakımından genel yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesi olup, sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkilidir. Örneğin ifa yeri veya davalının yerleşim yeri İstanbul olan bir uyuşmazlıkta İstanbul mahkemeleri yetkili olabilir.
7.2. Zamanaşımı
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat talepleri, kanunda özel bir süre öngörülmedikçe TBK m.146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımına tabidir. Kira, iş veya belirli periyodik edimler gibi bazı ilişkilerde TBK m.147'deki beş yıllık özel süreler uygulanabilir. Bu nedenle her uyuşmazlıkta ilişkinin türüne göre süre ayrıca değerlendirilmelidir.
7.3. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması ve Kısmi Dava (HMK m.109/4)
Usul hukukunda 2026 yılında önemli bir değişiklik yapılmıştır. 7589 sayılı Kanun ile HMK m.107'de düzenlenen belirsiz alacak davası 31.07.2026 tarihinde yürürlükten kaldırılmış; yerine HMK m.109'a eklenen dördüncü fıkra ile güçlendirilmiş kısmi dava sistemi getirilmiştir. Bu tarihten sonra açılacak sözleşmeye aykırılık tazminatı davalarında belirsiz alacak davası açılamaz; fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava açılması gerekir.
📜 KANUN METNİ —
"(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."
— 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 109/4 (7589 s. K. m.20 ile eklenmiştir)
| Ölçüt | Eski Dönem (HMK m.107) | Yeni Dönem (HMK m.109/4) |
|---|---|---|
| Dava türü | Belirsiz alacak davası | Güçlendirilmiş kısmi dava |
| Yürürlük | 31.07.2026'da kaldırıldı | 31.07.2026'dan itibaren geçerli |
| Talep artırımı | İddianın genişletilmesi yasağına tabi değil | Bir defaya mahsus, tahkikat sonuna kadar |
| Zamanaşımı | Tüm alacak için dava tarihinde kesilir | Artırılan kısım için de dava tarihinden kesilir |
8. Sonuç ve Değerlendirme
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat, TBK m.112'nin öngördüğü kusur karinesi sayesinde alacaklıya güçlü bir hukuki koruma sağlar. Alacaklı sözleşmenin varlığını, ihlali ve zararını ortaya koyduğunda, borçlu kusursuzluğunu ispat edemedikçe zararı gidermekle yükümlü olur. Talebin doğru kurulmasında müspet ve menfi zarar ayrımının gözetilmesi, zarar kalemlerinin uygun illiyet bağı çerçevesinde somutlaştırılması belirleyicidir.
Tazminatın miktarı belirlenirken TBK m.51 ve m.52 uyarınca hakimin geniş bir takdir yetkisi bulunur; alacaklının zararı artırıcı davranışları indirim sebebi olabilir. 31.07.2026 sonrasında açılacak davalarda belirsiz alacak davası yasağı gözetilerek HMK m.109 uyarınca kısmi dava yoluna başvurulması usuli bir zorunluluktur. Uyuşmazlıkların teknik ve usuli boyutları dikkate alındığında, sürecin bir hukukçu eşliğinde yürütülmesi hak kayıplarının önlenmesi bakımından yerinde olur.












