🔍 Bu makalede ne bulacaksınız?
✓ Kişilik haklarına saldırının tanımı ve hukuka aykırılığın ölçüsü (TMK m. 24)
✓ TMK m. 25 uyarınca açılabilecek koruyucu davalar ile tazminat ve kazancın iadesi talepleri
✓ Manevi tazminatın şartları, miktarın belirlenmesindeki ölçütler ve kınama kararı seçeneği
✓ İfade özgürlüğü ile kişilik hakkı arasındaki dengeleme kriterleri ve şikayet hakkının sınırı
✓ İnternet ve sosyal medya paylaşımlarında başvurulabilecek hızlı koruma yolları
✓ Görevli mahkeme, yetki, dava türü ve 31.07.2026 sonrası kısmi dava uygulaması
✓ Zamanaşımı süreleri, ispat yükü ve ceza mahkemesi kararlarının hukuk hakimine etkisi
Kişilik haklarına saldırı, kişinin yaşamı, beden bütünlüğü, özgürlükleri, şeref ve haysiyeti, özel hayatı, adı ve resmi gibi kişilik değerlerine hukuka aykırı biçimde yönelen her türlü müdahaledir. Türk Medeni Kanunu m. 24, böyle bir müdahaleye uğrayan kişiye hakimden korunma isteme hakkı tanır; m. 25 ise bu korumanın hangi dava türleriyle sağlanacağını gösterir. Uygulamada en sık başvurulan yol, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasıdır.
Çekirdek yanıt şudur: Saldırının önlenmesi, durdurulması veya hukuka aykırılığının tespiti için kusur ve zarar aranmazken; maddi ve manevi tazminat talep edilebilmesi için hukuka aykırı fiil, zarar, uygun illiyet bağı ve kural olarak kusur unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir. Tazminat istemi kural olarak iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerine tabidir. 31.07.2026 tarihinden itibaren ise tazminat talepleri belirsiz alacak davası olarak değil, HMK m. 109/4 uyarınca talep artırımı imkanı veren kısmi dava olarak ileri sürülmelidir.
Konuyla ilgili diğer makalelere ''Tazminat Hukuku'' başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
İçindekiler
- 1. Kişilik Haklarına Saldırı Nedir? (TMK m. 24)
- 2. TMK m. 25 Kapsamında Hangi Davalar Açılabilir?
- 3. Manevi Tazminatın Şartları ve Miktarı Nasıl Belirlenir? (TBK m. 58)
- 4. Maddi Tazminat ve Elde Edilen Kazancın İadesi
- 5. İfade Özgürlüğü ile Kişilik Hakkı Nasıl Dengelenir?
- 6. Hak Arama Özgürlüğü ve Şikayet Hakkının Sınırı Nedir?
- 7. İnternette ve Sosyal Medyada Kişilik Haklarına Saldırı
- 8. Görevli Mahkeme, Yetki ve Dava Türü (2026 Usul Değişikliği)
- 9. Kişilik Haklarına Saldırıda Zamanaşımı Kaç Yıldır?
- 10. Ceza Mahkemesi Kararının Hukuk Hakimine Etkisi ve İspat Yükü
- 11. Tüzel Kişiler ve Aile Hukukuna İlişkin Özel Durumlar
- 12. Sonuç ve Değerlendirme
- 13. İlgili Makaleler
1. Kişilik Haklarına Saldırı Nedir? (TMK m. 24)
Kişilik haklarına saldırı, kişiye sıkı sıkıya bağlı değerlere rızası olmaksızın ve hukuki bir dayanak bulunmaksızın yapılan her türlü dış müdahaledir. TMK m. 24 uyarınca; ilgilinin rızası, üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması bulunmadıkça yapılan her saldırı hukuka aykırı sayılır ve hakimden korunma istenebilir.
Kişilik hakkı, kişinin varlığını oluşturan ve serbestçe gelişmesini sağlayan değerler üzerindeki mutlak haktır. Yargıtay kararlarında bu değerler iki grupta toplanmaktadır: yaşam, beden bütünlüğü ve ruhsal tamlık gibi doğrudan varlıklar ile ad, onur ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar. Bu varlıklara yönelen müdahaleler kişilik hakkının ihlali sonucunu doğurur.
"Kişilik hakları, kişiliği oluşturan değerler üzerindeki mutlak surette korunan, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları ifade eder."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli, 2019/435 E. ve 2022/352 K. sayılı İlamı (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli, 2017/5 E. ve 2018/7 K. sayılı İlamından aktarılarak)
Hukuka Aykırılığın Ölçüsü ve Hukuka Uygunluk Sebepleri
TMK m. 24/2, kişilik hakkı ihlallerinde özgün bir yöntem benimser: saldırının varlığı halinde hukuka aykırılık kural olarak kabul edilir. Başka bir anlatımla davacı, saldırının hukuka aykırı olduğunu ayrıca ispatlamak zorunda değildir; hukuka uygunluk sebebinin bulunduğunu ileri süren taraf bunu ortaya koymalıdır.
📜 KANUN METNİ —
"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 24
Üç hukuka uygunluk sebebi söz konusudur. Birincisi ilgilinin rızasıdır; ancak rıza ahlaka aykırı olmamalı ve verilen sınırlar aşılmamalıdır. Örneğin bir fotoğrafın belirli bir amaçla kullanılmasına izin veren kişinin rızası, aynı fotoğrafın başka bir mecrada kullanılmasını hukuka uygun hale getirmez. İkincisi üstün nitelikte özel veya kamusal yarardır; basının haber verme işlevi ve kamuoyunu bilgilendirme görevi bu başlık altında değerlendirilir. Üçüncüsü ise kanunun verdiği yetkinin kullanılmasıdır; şikayet hakkı ile iddia ve savunma dokunulmazlığı bu kapsamdadır.

2. TMK m. 25 Kapsamında Hangi Davalar Açılabilir?
TMK m. 25, kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişiye dört grup talep imkanı tanır: saldırı tehlikesinin önlenmesi, sürmekte olan saldırıya son verilmesi, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespiti ve bunlara ek olarak maddi ile manevi tazminat ve elde edilen kazancın iadesi. İlk üç dava için kusur ve zarar şartı aranmaz.
📜 KANUN METNİ —
"Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.
Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.
Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.
Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.
Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 25
2.1. Koruyucu Davalar: Önleme, Durdurma ve Tespit
Önleme davası, henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel bir saldırıya karşı açılır; zararın doğmuş olması gerekmez. Durdurma davası, devam eden saldırının sona erdirilmesini amaçlar ve internet ortamındaki yayınlarda içeriklerin kaldırılması talebiyle birlikte sıkça kullanılır. Tespit davası ise saldırı sona ermiş olmasına rağmen etkileri sürdüğü için açılır; bu davada davacının güncel hukuki yararını ortaya koyması gerekir.
2.2. Giderim Davaları: Maddi Tazminat, Manevi Tazminat ve Kazancın İadesi
Giderim davaları, saldırının malvarlığında veya kişilik değerlerinde yarattığı eksilmeyi telafi etmeye yöneliktir. Kazancın iadesi talebi vekaletsiz iş görme hükümlerine dayanır ve özellikle bir kişinin adının, resminin ya da ses kaydının izinsiz olarak ticari amaçla kullanıldığı hallerde önem taşır. Bu talep, davacının zararını değil, saldırıya uğrayan kişilik değeri üzerinden elde edilen haksız kazancı hedef alır.
| Dava Türü | Amacı | Kusur / Zarar Şartı |
|---|---|---|
| Önleme davası | Yakın ve muhtemel saldırının gerçekleşmesini engellemek | Aranmaz |
| Durdurma davası | Devam eden saldırıyı sona erdirmek | Aranmaz |
| Tespit davası | Sona ermiş ancak etkileri süren saldırının hukuka aykırılığını saptamak | Aranmaz |
| Maddi tazminat davası | Malvarlığında oluşan somut zararı gidermek | Her ikisi de aranır |
| Manevi tazminat davası | Kişilik değerlerindeki objektif eksilmeyi gidermek | Her ikisi de aranır |
| Kazancın iadesi | Saldırıdan elde edilen kazancı hak sahibine bırakmak | Zarar şartı aranmaz |
3. Manevi Tazminatın Şartları ve Miktarı Nasıl Belirlenir? (TBK m. 58)
Manevi tazminat, kişilik hakkının zedelenmesinden doğan zararın para ile giderilmesidir. Hükmedilebilmesi için hukuka aykırı bir fiil, kişilik değerlerinde objektif eksilme, uygun illiyet bağı ve kural olarak kusur gerekir. Miktar; tarafların sıfatı, sosyal ve ekonomik durumları ile olayın gerçekleşme biçimi dikkate alınarak hakim tarafından takdir edilir.
📜 KANUN METNİ —
"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58
3.1. Manevi Zararın Objektif Niteliği
Yargıtay, manevi zararı kişinin iç dünyasındaki üzüntüye indirgemez. Yerleşik ifadeyle manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir; duyulan acı ve çekilen üzüntü zararın kendisi değil, görünümüdür. Bu yaklaşım sayesinde tüzel kişiler ile acısını dışa vurmayan kişiler de tazminat isteme hakkından yoksun kalmaz.
"Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir."
— Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.06.2025 tarihli, 2024/2761 E. ve 2025/10148 K. sayılı İlamı
3.2. Hakimin Takdir Yetkisi ve Uygulanan Ölçütler
Manevi tazminat bir ceza değildir; zarar göreni zenginleştirmemeli, saldırıyı da karşılıksız bırakmamalıdır. Yargıtay uygulamasında dikkate alınan başlıklar şunlardır: saldırının ağırlığı ve süresi, failin kusur derecesi, olayın gerçekleşme biçimi, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, saldırının yayılma alanı ve paranın satın alma gücü. Özellikle internette yapılan paylaşımlarda içeriğin geniş kitlelere ulaşması, hükmedilecek miktarı etkileyen bir unsurdur.
3.3. Kınama Kararı Tazminatın Yerine Geçer mi?
TBK m. 58/2, hakime para ödenmesi yerine başka bir giderim biçimi belirleme ya da saldırıyı kınayan bir karar verme imkanı tanır. Ancak bu seçenek ağır saldırılarda tek başına yeterli görülmemektedir. Öğretmen olan davacının ad ve soyadının yer aldığı el ilanlarının görev yaptığı okulun çevresine yapıştırıldığı olayda Hukuk Genel Kurulu, kınama kararıyla yetinilmesini yerinde bulmamıştır.
"...bu sözler karşısında saldırının kınanması ile yetinilmesinin uygun düşmeyeceği sonucuna varılmıştır."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarihli, 2017/1345 E. ve 2021/883 K. sayılı İlamı
4. Maddi Tazminat ve Elde Edilen Kazancın İadesi
Maddi tazminat, kişilik hakkı ihlalinin malvarlığında yarattığı somut azalmayı kapsar. Ticari itibarın zedelenmesi sonucu ortaya çıkan ciro kaybı, tedavi ve tedbir giderleri ya da işten çıkarılma nedeniyle uğranan gelir kaybı bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak zararın miktarı ve illiyet bağı davacı tarafından somut delillerle ortaya konmalıdır; soyut iddialar yeterli değildir. Yansıma zararlarda ispat yükü özellikle ağırlaşır.
Kazancın iadesi talebi farklı bir mantığa dayanır. Burada davacı kendi zararını değil, saldırıya uğrayan kişilik değeri üzerinden karşı tarafın elde ettiği kazancı ister. Bu nedenle zararın ispatı aranmaz; buna karşılık elde edilen kazancın miktarı ile saldırı arasındaki bağlantı gösterilmelidir.
5. İfade Özgürlüğü ile Kişilik Hakkı Nasıl Dengelenir?
İfade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı çatıştığında mahkeme, somut olayda hangi menfaatin üstün tutulacağını belirler. Dengeleme yapılırken açıklamanın kamusal tartışmaya katkısı, ilgilinin tanınırlığı ve toplumdaki rolü, yayının konusu ile etkileri, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği göz önünde tutulur.
İfade özgürlüğü yalnızca benimsenen düşünceleri değil, incitici, şok edici ya da rahatsız edici bilgi ve kanaatleri de korur. Bununla birlikte bu özgürlük sınırsız değildir; Anayasa m. 26/2 uyarınca başkalarının şöhret ve itibarının korunması bir sınırlama sebebidir. Getirilecek sınırlamanın ise zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmesi, ölçülü ve orantılı olması gerekir.
"En geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir."
— Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarihli, 2022/7617 E. ve 2024/2612 K. sayılı İlamı
5.1. Değer Yargısı ile Olgu İsnadı Ayrımı
Değer yargıları, kişilerin görüş ve yorumlarından ibarettir; doğruluğunun ispatı istenemez. Buna karşılık olgu isnadı, doğrulanabilir bir vakıa ileri sürmektir ve makul bir olgusal temele dayanmalıdır. Bir sosyal medya paylaşımına ilişkin uyuşmazlıkta Yargıtay, somut delile dayanmayan ve kesin yargı içeren beyanların ifade özgürlüğü kapsamında korunamayacağını belirtmiştir.
"...değer yargısı olarak değerlendirilemeyeceği, somut bir delile dayanılmaksızın, davacıya olgu isnadında bulunulduğu, kesin yargı içeren şekilde beyanda bulunularak özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, sert eleştiri sınırlarının aşıldığı..."
— Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.06.2025 tarihli, 2024/2761 E. ve 2025/10148 K. sayılı İlamı
5.2. Basın Yoluyla Yapılan Yayınlarda Hukuka Uygunluk Ölçütleri
Basın yoluyla gerçekleşen yayınlarda dört ölçüt birlikte aranır: haberin gerçeğe uygun olması, kamu yararı ve toplumsal ilginin bulunması, güncellik ve öz ile biçim arasındaki dengenin korunması. Bir kamu görevlisi hakkında yapılan yayınlara ilişkin uyuşmazlıkta Yargıtay, gizli tanık beyanına dayandırılan ancak doğrulanmamış isnatların erişimin engellenmesi kararına rağmen sistematik biçimde yayımlanmasını basın özgürlüğü kapsamında görmemiştir. Buna karşılık siyasetçilerin eleştiriye katlanma eşiği daha geniştir; bu husus, bir siyasi parti genel başkanının konuşmasına ilişkin kararda ayrıntılı biçimde tartışılmıştır (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E: 2021/738, K: 2022/973, T: 26.01.2022 — karardan aktarılarak özetlenmiştir).
| Ölçüt | Kişilik Hakkı Lehine İşaret | İfade Özgürlüğü Lehine İşaret |
|---|---|---|
| Beyanın niteliği | Doğrulanmamış olgu isnadı | Olgusal temeli bulunan değer yargısı |
| Kamu yararı | Salt merak veya husumet | Toplumu ilgilendiren tartışmaya katkı |
| İlgilinin konumu | Özel yaşamını sürdüren birey | Siyasetçi veya kamuya mal olmuş kişi |
| Öz-biçim dengesi | Gereksiz aşağılayıcı ve küçük düşürücü üslup | Sert fakat konuyla bağlantılı eleştiri |
| Güncellik | Etkisini yitirmiş eski isnatların tekrarı | Gündemdeki bir olaya ilişkin açıklama |
| Yayılma alanı | Geniş kitlelere ulaşan internet paylaşımı | Sınırlı çevrede kalan beyan |
6. Hak Arama Özgürlüğü ve Şikayet Hakkının Sınırı Nedir?
Şikayet hakkı Anayasa m. 36 ile güvence altına alınmıştır ve kullanılması kural olarak hukuka uygundur. Şikayetin korunması için şikayet edilenin cezalandırılmasını gerektirecek ölçüde delil şart değildir; şikayeti haklı gösteren zayıf ve dolaylı emarelerin varlığı yeterlidir. Hiçbir emare bulunmadan yapılan ihbar ise kişilik haklarına saldırı oluşturur.
"Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz."
— Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.01.2024 tarihli, 2021/879 E. ve 2024/662 K. sayılı İlamı
Aynı kararda, şikayetin hukuka uygun sayılabilmesi için yeterli kanıt bulunmasının zorunlu olmadığı, şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığının yeterli sayılacağı vurgulanmıştır. Bu ayrım uygulamada belirleyicidir: bir polis memuru hakkında hiçbir somut emare bulunmadan örgüt üyeliği isnadında bulunulan ve ayrıca haber sitesine yorum yazılan olayda Yargıtay, şikayetin hak arama özgürlüğü sınırlarını aştığı sonucuna varmıştır.
Buna karşılık bir başka uyuşmazlıkta, kullanılan söz ve ifadelerin iddia ve savunma kapsamında kaldığı, olağan kuşku üzerine yasal şikayet hakkının kullanıldığı gerekçesiyle kişilik haklarına saldırı bulunmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E: 2021/90, K: 2022/17828, T: 26.12.2022 — karardan aktarılarak özetlenmiştir). Dolayısıyla belirleyici olan, şikayetin dayandığı olgusal zeminin varlığı ile kullanılan üslubun konuyla bağlantısıdır.
7. İnternette ve Sosyal Medyada Kişilik Haklarına Saldırı
İnternet ortamındaki ihlallerde iki yol birlikte işletilir. Birincisi, 5651 sayılı Kanun m. 9 uyarınca sulh ceza hakimliğinden içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi istenmesidir; bu yol, ihlalin ilk bakışta anlaşılabildiği hallere özgüdür. İkincisi ise asliye hukuk mahkemesinde TMK m. 25 uyarınca durdurma ve tazminat davası açılması, gerektiğinde ihtiyati tedbir talep edilmesidir.
Anayasa Mahkemesi, 11.10.2023 tarihli ve E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla 5651 sayılı Kanun m. 9 hükmünü bütünüyle iptal etmiş; karar 10.01.2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış ve iptal 10.10.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Gerekçede, sulh ceza hakimliklerinin karşı tarafı dinlemeksizin ve delil toplamaksızın karar verdiği bu usulün ancak yayının kişilik haklarını apaçık biçimde ihlal ettiği hallerde istisnai olarak işletilebileceği vurgulanmıştır.
Madde daha sonra yeniden düzenlenmiş ve ilk bakışta ihlal ölçütü kanun metnine işlenmiştir. Güncel sistemde sulh ceza hakimliği, ayrıntılı bir inceleme yapılmasına gerek olmaksızın ihlalin ilk bakışta anlaşılabildiği hallerde yirmi dört saat içinde içeriğin çıkarılmasına ve gerektiğinde erişimin engellenmesine karar verir; talep edilmesi halinde başvuranın adının ihlale konu internet adresleriyle ilişkilendirilmemesine de hükmedilebilir. İhlalin ilk bakışta anlaşılamadığı durumlarda başvuru reddedilir ve ilgili kişi genel mahkemelere yönlendirilir. Kararlara karşı 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yolu açıktır.
İlk bakışta ihlal ölçütü, sulh ceza hakimliği yolunu istisnai ve hızlı bir tedbir mekanizması haline getirmiştir. Tartışmalı içerikler bakımından asıl koruma, TMK m. 25 uyarınca asliye hukuk mahkemesinde açılacak durdurma ve tazminat davasıyla sağlanır. Bu davada HMK m. 389 ve devamı uyarınca ihtiyati tedbir yoluyla içeriğin yayından kaldırılması da talep edilebilir.
Yargıtay uygulaması, internet ortamındaki paylaşımların yayılma hızını tazminat değerlendirmesinde açıkça dikkate almaktadır. Bir kurye çalışanına yönelik hakaret içeren sözlerin video paylaşım sitesine yüklendiği olayda Hukuk Genel Kurulu, olayın internette paylaşılması nedeniyle daha geniş kitlelere yayıldığını ve davacının kişilik haklarının zedelendiğini kabul etmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E: 2017/2926, K: 2021/1341, T: 04.11.2021 — karardan aktarılarak özetlenmiştir). Bir çifte ait düğün videosuna yapılan yoruma ilişkin uyuşmazlıkta da eleştiri sınırlarının aşıldığı sonucuna varılmıştır.
"...kişisel değer yargısı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, eleştiri sınırlarının da aşıldığı..."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2021 tarihli, 2017/1383 E. ve 2021/743 K. sayılı İlamı
8. Görevli Mahkeme, Yetki ve Dava Türü (2026 Usul Değişikliği)
Kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılan davalarda görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir; uyuşmazlık ticari nitelikteyse asliye ticaret mahkemesi görevlidir. Yetki bakımından davacı, kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. 31.07.2026 tarihinden sonra tazminat talepleri kısmi dava olarak ileri sürülmelidir.
7589 sayılı Kanun ile HMK m. 107 yürürlükten kaldırılmış ve belirsiz alacak davası kurumu mevzuattan çıkarılmıştır. Kanunun geçici düzenlemesi uyarınca, kaldırılma tarihinden önce açılmış belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam eder. Yeni dönemde tazminat miktarı dava açılırken tam olarak belirlenemiyorsa kısmi dava açılmalı ve tahkikat aşamasında talep artırımında bulunulmalıdır.
📜 KANUN METNİ —
"(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır."
— 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 109/4 (7589 s. K. m.20 ile eklenmiştir)
Bu düzenleme, kısmi davanın klasik zayıflığını gidermektedir. Önceki rejimde ıslah yoluyla artırılan bakiye kısım bakımından zamanaşımı işlemeye devam ettiğinden, uzun süren yargılamalarda hak kaybı riski doğabiliyordu. Yeni fıkra uyarınca artırılan kısım için de zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Manevi tazminat taleplerinde tutar dava açılırken belirlenebildiğinden bu risk sınırlı olsa da, maddi tazminat kalemlerinde kısmi dava ve talep artırımı stratejisi belirleyici hale gelmiştir.
| Usul Başlığı | Uygulama |
|---|---|
| Görevli mahkeme | Asliye hukuk mahkemesi; ticari nitelikteki uyuşmazlıklarda asliye ticaret mahkemesi |
| Yetkili mahkeme | Davacının veya davalının yerleşim yeri mahkemesi (TMK m. 25/son) |
| Dava türü | 31.07.2026 sonrasında belirsiz alacak davası açılamaz; kısmi dava açılır (HMK m. 107 mülga) |
| Talep artırımı | Aynı davada bir defaya mahsus, tahkikatın sonuna kadar (HMK m. 109/4) |
| Zamanaşımı | İki yıl ve her halde on yıl; suç oluşturan fiillerde uzamış ceza zamanaşımı (TBK m. 72) |
| İspat yükü | Saldırının ve zararın ispatı davacıya; hukuka uygunluk sebebinin ispatı davalıya aittir |
| Devir ve miras | Manevi tazminat istemi kabul edilmedikçe devredilemez, ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez |
9. Kişilik Haklarına Saldırıda Zamanaşımı Kaç Yıldır?
Kişilik haklarına saldırıdan doğan tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl, her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımı öngörülüyorsa, uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.
📜 KANUN METNİ —
"Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 72/1
Uzamış ceza zamanaşımı, hakaret veya tehdit gibi suç oluşturan eylemlerde sıkça gündeme gelir. Ancak bu sürenin de sınırsız olmadığı unutulmamalıdır: uzamış ceza zamanaşımı her halde fiil tarihinden itibaren işlemeye başlar ve zarar görenin öğrenmesi koşuluna bağlı değildir. Bir uyuşmazlıkta, tehdit ve hakaret eylemleri bakımından öngörülen ceza zamanaşımının da dava tarihinden önce dolmuş olması nedeniyle bu kalemler yönünden istem reddedilmiştir.
Devam eden nitelikteki saldırılarda ise süre, saldırının sona erdiği tarihten işlemeye başlar. Bu nedenle internette yayında kalmaya devam eden içerikler bakımından zamanaşımı değerlendirmesi ayrıca yapılmalı, yayın tarihi ile erişimin sürdüğü dönem birlikte ele alınmalıdır.
10. Ceza Mahkemesi Kararının Hukuk Hakimine Etkisi ve İspat Yükü
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, davayı sonuçlandıran bir hüküm niteliğinde olmadığından hukuk hakimini bağlamaz. Ceza mahkemesi kararının bağlayıcı olması için maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Bununla birlikte hukuk hakimi, ceza dosyasındaki delilleri serbestçe değerlendirerek kişilik haklarına saldırı bulunduğu sonucuna varabilir.
📜 KANUN METNİ —
"Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hakimini bağlamaz."
— 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 74
Hukuk Genel Kurulu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayacağını ve bu nedenle hukuk hakimini bağlamayacağını açıkça ortaya koymuştur. Buna rağmen aynı kararda, olayda kullanılan sözlerin küçük düşürücü nitelikte olduğu ve tazminat gerektirdiği kabul edilmiştir. Bu durum, ceza yargılamasının sonucunun tek başına belirleyici olmadığını göstermektedir.
"...CMK’nın 231. maddesinin 5. fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2021 tarihli, 2017/2926 E. ve 2021/1341 K. sayılı İlamı
İspat yükü bakımından genel kural geçerlidir: haksız eylemin davalı tarafından gerçekleştirildiğini ve zararın varlığını davacı ispatlar. Delil olarak noter tespiti, elektronik tespit raporları, ekran görüntüleri ile bunların doğruluğunu destekleyen bilirkişi incelemesi, tanık beyanları ve ceza dosyası kullanılabilir. İnternet paylaşımlarında içeriğin silinmesi ihtimaline karşı delil tespiti yoluna erken başvurulması önem taşır.
11. Tüzel Kişiler ve Aile Hukukuna İlişkin Özel Durumlar
11.1. Tüzel Kişilerin Kişilik Hakkı
Tüzel kişiler de, niteliği gereği yalnızca insana özgü olan değerler dışında kalan kişilik değerleri bakımından korunur. Unvan, ticari itibar ve kredi, şeref ve haysiyet ile sır alanı bu kapsamdadır. Hukuk Genel Kurulu, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlığın kişisel değerleri içinde yer aldığını kabul etmektedir. Ancak her sözleşmeye aykırı davranış veya ticari hayal kırıklığı kişilik hakkı ihlali sayılmaz; aynı kararda, kiralanması görüşülen taşınmazın davacı şirkete değil rakibine kiralanmış olması kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilmemiştir.
11.2. Sadakat Yükümlülüğüne Aykırılık ve Üçüncü Kişinin Sorumluluğu
Evlilik birliği devam ederken eşin sadakat yükümlülüğünü ihlal etmesi, aldatılan eşin kişilik haklarını zedeler. Ancak bu eyleme katılan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat istenip istenemeyeceği uzun süre tartışılmış, konu içtihadı birleştirme kararıyla çözüme kavuşturulmuştur.
"Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına"
— Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli, 2015/5 E. ve 2018/7 K. sayılı İlamı (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2022 tarihli, 2019/813 E. ve 2022/774 K. sayılı İlamı kararından aktarılmıştır)
Üçüncü kişinin doğrudan davacıya yönelik bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlali bulunmadıkça sorumluluğu doğmaz. Ayrıca aynı eylem nedeniyle boşanma davasında TMK m. 174/2 uyarınca manevi tazminata hükmedilmişse, aynı eyleme dayanılarak genel hükümlere göre yeniden tazminata karar verilemez; aksi hal mükerrer tazminat sonucunu doğurur.
12. Sonuç ve Değerlendirme
Kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılacak davalarda, koruyucu davalar ile giderim davalarının şartları birbirinden kesin biçimde ayrılmalıdır. Saldırının sürdüğü hallerde durdurma talebinin tazminat istemiyle birlikte ileri sürülmesi, hem ihlalin sona ermesini hem de oluşan zararın giderilmesini sağlar. İnternet ortamındaki ihlallerde ise sulh ceza hakimliği yolu ile asliye hukuk mahkemesindeki dava birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak değerlendirilmelidir.
Manevi tazminatın miktarında belirleyici olan unsurlar; saldırının ağırlığı, failin kusur derecesi, saldırının yayılma alanı ile tarafların sosyal ve ekonomik durumlarıdır. Delillerin erken aşamada güvence altına alınması, özellikle dijital ortamdaki ihlallerde davanın sonucunu doğrudan etkiler. 31.07.2026 tarihli usul değişiklikleri sonrasında tazminat taleplerinin kısmi dava olarak ileri sürülmesi ve talep artırımı hakkının doğru zamanda kullanılması, hak kaybı riskini önlemek bakımından önem taşımaktadır.
Her uyuşmazlığın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğinden, süre ve usul kurallarının somut olaya uygulanmasında hukuki değerlendirme yapılması yerinde olur.












