Boşanmada mal kaçırma, bir eşin mal rejiminin tasfiyesinde diğer eşe ödeyeceği katılma alacağını azaltmak amacıyla malvarlığı değerlerini üçüncü kişilere devretmesidir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 229. maddesi bu tür işlemlere karşı "eklenecek değerler" mekanizmasını öngörür: mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan dışı karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltma kastıyla yapılan devirler, mal rejimi sona erdiği anda hâlâ mevcutmuş gibi tasfiye hesabına dahil edilir. Dolayısıyla devredilen ev, araç veya şirket payı fiilen geri dönmese bile, değeri hesaba katılır ve alacaklı eşin katılma alacağı korunur.
Bu makalede, TMK m. 229'un iki ekleme türünün şartları, bu davaların neden kural olarak tapu iptali değil alacak davası olduğu, Yargıtay'ın mal kaçırma kastını hangi olgulara göre belirlediği, devredilen malın nasıl değerleneceği ve TMK m. 241 uyarınca üçüncü kişilerin sorumluluğuna hangi süreler içinde gidilebileceği, güncel Yargıtay kararları ışığında incelenmektedir.
Konuyla ilgili diğer makalelere ''Aile Hukuku'' başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
İçindekiler
- 1. Boşanmada Mal Kaçırma Nedir? TMK 229 Kapsamında Eklenecek Değerler
- 2. Mal Kaçırma Amaçlı Devirler İptal Edilebilir mi?
- 3. Mal Kaçırma Kastı Nasıl İspatlanır?
- 4. Tasfiye Hesabı ve Değerleme: Devredilen Mal Nasıl Hesaplanır?
- 5. Üçüncü Kişilere Karşı Dava: TMK 241 ve Hak Düşürücü Süreler
- 6. Görevli Mahkeme ve Usule İlişkin Esaslar
- 7. Sonuç ve Değerlendirme
- 8. İlgili Makaleler
1. Boşanmada Mal Kaçırma Nedir? TMK 229 Kapsamında Eklenecek Değerler
Edinilmiş mallara katılma rejiminde her eş, diğer eşin evlilik içinde edindiği malların artık değerinin kural olarak yarısı üzerinde alacak hakkına sahiptir (TMK m. 236/1). Bu alacağın içi, tasfiyeden önce yapılan devirlerle boşaltılabileceğinden, kanun koyucu iki ayrı ekleme türü öngörmüştür.
📜 KANUN METNİ —
(1)Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir:
1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar,
2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler.
(2)Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 229
1.1. Bir Yıl Kuralı: Rızasız Karşılıksız Kazandırmalar (m. 229/1)
Birinci bent, kast aranmaksızın uygulanan objektif bir kuraldır. Mal rejiminin sona ermesinden — uygulamada çoğunlukla boşanma davasının açıldığı tarihten (TMK m. 225/2) — geriye doğru bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan ve olağan hediyeler sınırını aşan her karşılıksız kazandırma, kendiliğinden tasfiye hesabına eklenir. Bu bentte devredenin niyetinin araştırılmasına gerek yoktur; rıza yokluğu ve karşılıksızlık yeterlidir.
1.2. Kast Kuralı: Katılma Alacağını Azaltmaya Yönelik Devirler (m. 229/2)
İkinci bent, herhangi bir zaman sınırı içermez: mal rejiminin devamı süresince yapılan ve diğer eşin katılma alacağını azaltma kastı taşıyan tüm devirler ekleme konusudur. Bu devirler tapuda satış gibi gösterilmiş olabilir; belirleyici olan işlemin görünüşü değil, devredenin gerçek amacıdır. Ancak kastın varlığını, ekleme talep eden eşin ispatlaması gerekir. İki bendin karşılaştırması aşağıdaki tabloda özetlenmiştir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki eşler arasındaki devirler kendiliğinden bağış sayılmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/283, K. 2024/8526, T. 07.11.2024 sayılı kararında, duraksamaya yer bırakmayacak bir bağış iradesi ortaya konulmadıkça, taşınmazın eş adına tescil edilmesinin tek başına bağış olarak kabul edilemeyeceğini; eşlerin dayanışma ve karşılıklı güvene dayalı ortak yatırımlarının bağış niteliği taşımadığını vurgulamıştır (karardan aktarılarak özetlenmiştir).
| Olcut | Karsiliksiz Kazandirma (m. 229/1) | Kasitli Devir (m. 229/2) |
|---|---|---|
| Zaman siniri | Mal rejiminin sona ermesinden onceki 1 yil | Mal rejiminin devami suresince (sure siniri yok) |
| Islemin niteligi | Olagan hediyeler disindaki karsiliksiz kazandirmalar | Her turlu devir (satis gorunumlu islemler dahil) |
| Kast sarti | Kast aranmaz; riza yoklugu ve karsiliksizlik yeterli | Katilma alacagini azaltma kasti ispatlanmali |
| Ispat yuku | Kazandirmanin varligini ileri suren este | Kasti ileri suren davaci este; karsi ispat devreden este |
2. Mal Kaçırma Amaçlı Devirler İptal Edilebilir mi?
Uygulamada en sık karışan nokta budur: TMK m. 229, bir "iptal" mekanizması değil, bir hesap ve denkleştirme mekanizmasıdır. Katılma alacağı ayni değil, şahsi bir alacak hakkıdır (TMK m. 227/1, 236/1). Yargıtay bu ayrımı açıkça ortaya koymuştur:
"Karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve üçüncü kişi davalı olarak gösterilse dahi bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından sorumlu tutulmaz."
— Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.09.2025 tarihli, 2024/9072 E. ve 2025/7722 K. sayılı İlamı

Aynı kararda Daire, üçüncü kişinin sorumluluğuna ancak borçlu eşin malvarlığının veya terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, TMK m. 241 uyarınca eksik kalan miktarla sınırlı bir alacak davasıyla gidilebileceğini belirtmiştir (karardan aktarılarak özetlenmiştir).
Bununla birlikte alacaklı eşin elindeki tek yol TMK m. 229 değildir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/13010, K. 2024/4577, T. 13.05.2024 sayılı kararında; boşanma davasından kısa süre sonra taşınmaz ve aracın el değiştirdiği bir uyuşmazlıkta, devir zincirindeki işlemlerin muvazaalı olduğu kabul edilerek, mal rejiminin tasfiyesi davasının bekletici mesele yapılmasına ve alacağın kesinleşmesi hâlinde TBK m. 19 gereğince, İİK m. 283/1 kıyasen uygulanmak suretiyle, hükmedilecek katılma alacağı ve ferileriyle sınırlı olarak taşınmaz üzerinde davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi gerektiğini kabul etmiştir (karardan aktarılarak özetlenmiştir). Görüldüğü üzere muvazaa yolu, m. 229'un sağladığı korumadan farklı olarak devredilen malın kendisine yönelen bir sonuç üretebilmektedir.
3. Mal Kaçırma Kastı Nasıl İspatlanır?
Kast bir iç olgu olduğundan doğrudan ispatı güçtür; bu nedenle fiilî karinelerden yararlanılır. Yargıtay uygulamasından süzülen başlıca ölçütler şunlardır:
- Zamanlama: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/8548, K. 2024/168, T. 11.01.2024 sayılı kararında, boşanma davasından iki hafta önce taşınmazın kardeşe devredilmesi eklenecek değer kabul edilmiştir. E. 2022/6799, K. 2023/5802, T. 30.11.2023 sayılı kararda ise eşlerin fiilen ayrı yaşadıkları dönemde yapılan devrin, katılma alacağını azaltma kastıyla yapıldığının kabulünün zorunlu olduğu benimsenmiştir (kararlardan aktarılarak özetlenmiştir).
- Devralanın kimliği: Kardeşe, babaya veya diğer yakın akrabalara yapılan devirler kast yönünden güçlü karine oluşturur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/4176, K. 2023/2113, T. 03.05.2023 sayılı kararında, fiilî ayrılık döneminde taşınmazların babaya devri mal kaçırma amaçlı görülmüş; babaya borç ödendiği savunması yazılı belgeyle desteklenmediğinden itibar edilmemiştir (karardan aktarılarak özetlenmiştir).
- Bedel oransızlığı: Resmî senetteki bedel ile gerçek rayiç arasındaki fahiş fark tek başına yeterli olmasa da diğer olgularla birlikte kastı destekler.
- Satış gelirinin akıbeti: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8704, K. 2024/4334, T. 06.06.2024 sayılı kararında, boşanmadan kısa süre önce satılan aracın bedelinin evlilik birliği içinde harcandığını ispat edemeyen eş aleyhine, aracın eklenecek değer sayılmasına ilişkin kabul onanmıştır (karardan aktarılarak özetlenmiştir).
Buna karşılık her devir mal kaçırma değildir: devrin gerçek bir satış olduğu, bedelin ödendiği veya devrin haklı bir ekonomik nedene (örneğin belgelenmiş borç ödemesi) dayandığı ortaya konursa ekleme yapılmaz. Karşı olguların ispatı ise devreden eşe düşer.
4. Tasfiye Hesabı ve Değerleme: Devredilen Mal Nasıl Hesaplanır?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/5541, K. 2025/8846, T. 16.10.2025 sayılı kararında; eklenecek değer kabul edilen taşınmazların tasfiyedeki değerinin, taraflar arasındaki muvazaa dosyasında hükmedilen alacak miktarına göre değil, karar tarihine en yakın tarihteki sürüm değerine göre belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Aynı Daire, E. 2023/9672, K. 2024/8127, T. 01.11.2024 sayılı kararında, karar tarihinden yaklaşık beş yıl önce belirlenmiş değere dayanılmasını bozma nedeni saymış; E. 2023/3557, K. 2024/4924, T. 27.06.2024 sayılı kararında ise eklenecek değer olan işletme yönünden devir bedelinin TÜİK verileriyle güncellenmesini yeterli görmeyerek, malın devir tarihindeki durumunun tasfiye tarihindeki rayiç değerinin esas alınmasını aramıştır (kararlardan aktarılarak özetlenmiştir).
Tasfiyeye konu mal elden çıkarılmış ve değeri belirlenemiyorsa, TMK m. 227/2 uyarınca mahkemece hakkaniyete uygun bir değer tespiti yaptırılır (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/3520, K. 2022/9055, T. 10.11.2022; karardan aktarılarak özetlenmiştir). Belirlenen artık değerin kural olarak yarısı, alacaklı eşin katılma alacağını oluşturur ve bu alacağa Yargıtay uygulamasında tasfiyenin sona erdiği karar tarihinden itibaren yasal faiz işletilir.
5. Üçüncü Kişilere Karşı Dava: TMK 241 ve Hak Düşürücü Süreler
📜 KANUN METNİ —
‘’(1)Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir.
(2)Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.
(3)Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.’’
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 241
Üçüncü kişinin sorumluluğu ikincil ve sınırlıdır: önce borçlu eşten tahsil denenir; malvarlığı veya tereke yetmezse, yalnızca eksik kalan kısım, kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiden talep edilebilir. TMK m. 229/2. fıkrası uyarınca mahkeme kararının üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi, tasfiye davasının bu kişilere ihbar edilmiş olması koşuluna bağlıdır; bu nedenle tasfiye davasında ihbarın ihmal edilmemesi gerekir. Bir ve beş yıllık süreler hak düşürücü nitelikte olup mahkemece resen gözetilir.
Alacaklı eşin önündeki üç hukuki yolun karşılaştırması aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bu yollar birbirini dışlamaz; koşulları varsa birlikte veya terditli olarak da gündeme gelebilir.
| Olcut | TMK m. 229 + m. 241 | Muvazaa (TBK m. 19) | Tasarrufun Iptali (IIK m. 277 vd.) |
|---|---|---|---|
| Sonuc | Bedelin tasfiye hesabina eklenmesi; sahsi alacak | Islemin gecersizligi; iptal ve tescil mumkun | Alacak ve ferileriyle sinirli haciz ve satis yetkisi |
| Gorevli mahkeme | Aile Mahkemesi | Asliye Hukuk Mahkemesi | Asliye Hukuk Mahkemesi |
| Davali | Es (ucuncu kisi icin m. 241 sartlari gerekir) | Devir zincirindeki devreden ve devralanlar | Borclu es ve lehine tasarruf yapilan kisi |
| Sure | m. 241/2: ogrenmeden 1 yil, her halde 5 yil (hak dusurucu) | Muvazaa iddiasi sureye bagli degildir | Tasarruf tarihinden itibaren 5 yil (IIK m. 284) |
6. Görevli Mahkeme ve Usule İlişkin Esaslar
Mahkeme Kararı
"4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m. 4/1'e göre; 4721 sayılı TMK m. 229 kapsamında açılacak davalar Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir."
— İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 05.05.2021 tarihli, 2021/323 E. ve 2021/411 K. sayılı İlamıAnılan kararda, eşin beş ayrı şirketteki paylarını katılma alacağını azaltmak amacıyla devrettiği iddiasıyla ticaret mahkemesinde açılan dava, görev yönünden usulden reddedilerek dosyanın aile mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Buna karşılık muvazaa (TBK m. 19) veya tasarrufun iptali (İİK m. 277 vd.) hukuki nedenlerine dayalı davalar genel mahkemelerde görülür; bu ayrım, dava stratejisi belirlenirken gözetilmelidir.
Usul yönünden ayrıca şu noktalara dikkat edilmelidir: mal rejiminin tasfiyesi davası boşanma davasının kesinleşmesine bağlı olduğundan boşanma dosyası genellikle bekletici mesele yapılır; devre konu mallar üzerinde HMK m. 389 uyarınca ihtiyati tedbir talep edilmesi fiilî korumayı güçlendirir; işlemden kaldırılan davanın üç ay içinde yenilenmemesi hâlinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/1477, K. 2022/12748, T. 20.10.2022; karardan aktarılarak özetlenmiştir). Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları yönünden TMK m. 178'deki zamanaşımı hükmü de gözden kaçırılmamalıdır.
7. Sonuç ve Değerlendirme
TMK m. 229, boşanmada mal kaçırma girişimlerine karşı ayni iptal yerine bedel üzerinden denkleştirme modelini benimsemiştir: devredilen mal geri dönmez, ancak değeri tasfiye hesabında mevcutmuş gibi dikkate alınarak katılma alacağı korunur. Bir yıl kuralı kast aranmaksızın işlerken, süre sınırı olmayan kast kuralında ispat yükü alacaklı eştedir ve zamanlama, akrabalık, bedel oransızlığı gibi fiilî karineler belirleyici rol oynar. Değerleme, devir tarihindeki durum esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki rayiç üzerinden yapılır; üçüncü kişilerin sorumluluğu ise TMK m. 241'deki bir ve beş yıllık hak düşürücü sürelere ve borçlu eşin aczine bağlı, eksik miktarla sınırlı bir sorumluluktur.
Bu davalarda hangi hukuki yolun (TMK m. 229/241, muvazaa, tasarrufun iptali) seçileceği, ihbarın zamanında yapılması, tedbir taleplerinin doğru kurgulanması ve hak düşürücü sürelerin takibi somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar doğurabilir. Sürecin bir avukat aracılığıyla ve delil durumu titizlikle değerlendirilerek yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.











