Mirasçının borçlardan sorumluluğu, mirasbırakanın ölümüyle terekedeki borçların da mirasçılara geçmesi ve mirasçıların bu borçlardan kural olarak kendi kişisel malvarlıklarıyla sorumlu tutulması anlamına gelir. Türk Medeni Kanunu m. 599 uyarınca miras, aktifi ve pasifiyle bir bütün olarak mirasçılara geçer; mirasçılar mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olur.
Birden fazla mirasçı varsa sorumluluk müteselsildir (TMK m. 641): alacaklı, borcun tamamını mirasçıların dilediği birinden isteyebilir. Sorumluluk yalnızca terekeden alınan payla sınırlı değildir; mirasçının evi, aracı ve banka hesapları da bu sorumluluğun kapsamındadır. Bu ağır rejimden kurtulmanın yolları ise mirasın reddi, mirasın hükmen reddi, resmî defter tutma ve resmî tasfiyedir.
Aşağıda; sorumluluğun kaynağı ve kapsamı, müteselsil sorumluluğun sınırları, paylaşmadan sonra beş yıl süren teselsül, borç türlerine göre değişen esaslar (vergi borçları, idari para cezaları, abonelik ve aidat borçları), ödeme yapan mirasçının rücu hakkı ve alacaklının başvurabileceği hukuki yollar; yürürlükteki mevzuat ve güncel yargı kararları ışığında incelenmektedir.
Konuyla ilgili diğer makalelere ''Miras Hukuku'' başlıklı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
İçindekiler
- 1. Mirasçı, Mirasbırakanın Borçlarından Neden Sorumludur?
- 2. Müteselsil Sorumluluk: Alacaklı Borcun Tamamını Tek Mirasçıdan İsteyebilir mi?
- 3. Miras Paylaşıldıktan Sonra Sorumluluk Ne Kadar Süre Devam Eder?
- 4. Mirasçı Bu Sorumluluktan Nasıl Kurtulur?
- 5. Borç Türüne Göre Sorumluluk Esasları Değişir mi?
- 6. Borcu Ödeyen Mirasçının Rücu Hakkı ve Zamanaşımı
- 7. Alacaklı, Mirasçılara Karşı Hangi Hukuki Yollara Başvurabilir?
- 8. Sonuç ve Değerlendirme
- 9. İlgili Makaleler
1. Mirasçı, Mirasbırakanın Borçlarından Neden Sorumludur?
1.1. Külli Halefiyet ve Kişisel Sorumluluk İlkesi
Külli halefiyet, bir kimseye ait malvarlığının parçalanmaksızın, alacak ve borçlarıyla birlikte tek bir hukuki işlemle başkasına geçmesini ifade eder. Mirasçı, mirasbırakanın külli halefidir; dolayısıyla terekeyi bir bütün olarak devralır.
Bu geçiş kendiliğinden gerçekleşir. Mirasçının kabul beyanına, tescile veya teslim işlemine gerek yoktur. Mirasçının kişisel sorumluluğu ise, mirasın kesin olarak kazanılmasıyla, yani ret süresinin geçmesi ya da mirasın kabulüyle başlar.
📜 KANUN METNİ —
"Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar.
Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.
Atanmış mirasçılar da mirası, mirasbırakanın ölümü ile kazanırlar. Yasal mirasçılar, atanmış mirasçılara düşen mirası onlara zilyetlik hükümleri uyarınca teslim etmekle yükümlüdürler."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 599
1.2. Hangi Borçlar Mirasçıya Geçer, Hangileri Geçmez?
Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre mirasçıların sorumluluğu bakımından borcun kaynağı önem taşımaz. Sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan kanundan doğan borçlar mirasçılara intikal eder. Sorumluluk, borcun aslıyla sınırlı olmayıp işlemiş ve işleyecek faizleri de kapsar.
Bu kuralın istisnası, mirasbırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, bizzat onun tarafından yerine getirilmesi gereken kişisel edim borçlarıdır. İşçinin hizmet sözleşmesinden doğan çalışma borcu, yüklenicinin kişisel nitelikleri esas alınarak kurulan eser sözleşmesinden doğan borcu veya vekilin edim borcu bu nitelikte kabul edilir ve mirasçılara geçmez. Buna karşılık malvarlığından ifa edilen maddi edim borçları terekeye dâhildir.
"Mirasçıların sorumluluğu bakımından borcun kaynağı önem arz etmemektedir ve mirasın kesin olarak kazanılması ile başlayan bu sorumluluk, borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizleri de kapsamaktadır. Miras açıldığı sırada terekenin pasifi aktifinden fazla ise tereke borca batık sayılmaktadır ve ayrıca, borca batıklık olgusunun tespiti dava yoluyla istenebileceği gibi açılmış bir davada itiraz olarak da ileri sürülebilir."
— Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 17.05.2021 tarihli, 2020/4668 E. ve 2021/6379 K. sayılı İlamı
Haksız fiil kaynaklı borçlar bakımından da sonuç değişmez. Mirasbırakanın haksız eyleminden doğan tazminat borcundan mirasçılar, mirasçı sıfatıyla ve müteselsilen sorumludur; sorumluluğun yalnızca miras payı oranıyla sınırlandırılması hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2020/3358, K. 2020/4475, T. 17.12.2020).

2. Müteselsil Sorumluluk: Alacaklı Borcun Tamamını Tek Mirasçıdan İsteyebilir mi?
📜 KANUN METNİ —
"Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.
Ana ve baba veya büyük ana ve büyük baba ile birlikte yaşayan ve emeklerini veya gelirlerini aileye özgüleyen ergin çocuklar ile torunlara verilecek uygun miktardaki tazminat, bu yüzden terekenin borç ödemeden acze düşmemesi kaydıyla tereke borcu sayılır."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 641
2.1. Dış İlişki ve İç İlişki Ayrımı
Müteselsil borçluluk, bölünebilir bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu bir birlikte borçluluk türüdür. Tereke borçlarında sorumluluk, üçüncü kişilere karşı (dış ilişkide) müteselsil; mirasçılar arasında (iç ilişkide) miras payı oranındadır.
Alacaklıyı tatmin eden mirasçı, kendi payına düşenden fazla ödeme yaptığı ölçüde diğer mirasçılara başvurabilir. Müteselsil borçlu, alacaklıya karşı "ben yalnızca payım kadar sorumluyum" savunmasını ileri süremez.
| Ölçüt | Dış İlişki (Alacaklıya Karşı) | İç İlişki (Mirasçılar Arasında) |
|---|---|---|
| Sorumluluğun niteliği | Müteselsil ve kişisel; borcun tamamından sorumluluk | Kural olarak miras payı oranında sorumluluk |
| Talep yöneltilecek kişi | Alacaklı, mirasçıların birine, birkaçına veya tamamına başvurabilir | Ödeme yapan mirasçı, payını aşan kısım için diğerlerine rücu eder |
| Sorumlu malvarlığı | Tereke malları ve mirasçının kişisel malvarlığı | Payına düşen borç kadar kendi malvarlığı |
| Dayanak | TMK m. 599, m. 641; TBK m. 163 | TMK m. 682 |
| Dava arkadaşlığı | Para alacaklarında ihtiyari dava arkadaşlığı | — |
2.2. Takip veya Dava Tüm Mirasçılara Yöneltilmek Zorunda mı?
Para alacaklarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, TMK m. 641 ve TBK m. 163 hükümlerini birlikte değerlendirerek, terekeye ilişkin para alacağı davalarında alacaklının dilediği mirasçıya karşı dava açabileceğini veya icra takibi yapabileceğini; bu durumda mirasçılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olacağını kabul etmiştir.
Buna karşılık davanın konusu paradan başka bir şey ise (örneğin bir taşınmazın aynına ilişkin talepler), terekedeki mal ve haklar üzerinde elbirliğiyle hak sahipliği bulunduğundan davanın tüm mirasçılara yöneltilmesi gerekir.
"26. Böyle bir itiraz durumunda mahkemece, mirasbırakanın ölüm tarihindeki mal varlığının ve terekesinin, ikamet ettiği ve nüfusa kayıtlı olduğu yerlerden kapsamlı ve objektif olarak araştırılması, tapu müdürlüklerinden, vergi dairelerinden ve bankalardan sorulması, SGK Başkanlığından maaşının bulunup bulunmadığının sorulması ve zabıta araştırması dâhil her türlü araştırma ile durumun teyit edilmesi gerekir. Zira yapılacak olan bu araştırmalar hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir.
Bu nedenle davalıların, murisin terekesinin borca batık olduğu ve mirası reddettikleri yönündeki savunmaları üzerinde durulması gerekirken, bu yönde araştırma yapılmadan karar verilmesi doğru olmamıştır."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.05.2022 tarihli, 2019/719 E. ve 2022/752 K. sayılı İlamı
"4721 sayılı TMK'nın 641. maddesinde; "Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar.", 6098 sayılı TBK'nın 163. maddesinde de; "Alacaklı borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. " düzenlemeleri mevcuttur. Bu maddelerde düzenlenen müteselsil sorumluluk kuralları gereği alacaklının, borçlunun mirasçılarından biri veya tamamı aleyhine icra takibi yapabileceğinin ya da alacağın tahsilini talep edebileceğinin kabulü gerekir."
— Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.10.2021 tarihli, 2020/9934 E. ve 2021/9980 K. sayılı İlamı
Bununla birlikte, bazı uyuşmazlıklarda mirası reddetmeyen tüm mirasçıların mecburi dava arkadaşı olarak yargılamaya dâhil edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yersiz ödeme alacağına ilişkin bir borçlu olmadığının tespiti davasında Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulmasını isabetsiz bulmuştur (E. 2020/4668, K. 2021/6379, T. 17.05.2021). Bu nedenle takip ve dava stratejisi, alacağın niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
3. Miras Paylaşıldıktan Sonra Sorumluluk Ne Kadar Süre Devam Eder?
📜 KANUN METNİ —
"Mirasçılar, bölünmesine veya nakline alacaklı tarafından açık veya örtülü olarak rıza gösterilmemiş olan tereke borçlarından dolayı, paylaşmadan sonra da bütün malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar.
Paylaşmanın gerçekleştiği tarihin veya daha sonra yerine getirilecek borçlarda muacceliyet tarihinin üzerinden beş yıl geçmekle teselsül sona erer."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 681
Beş yıllık sürenin hukuki niteliği öğretide tartışmalıdır; baskın görüş bu sürenin zamanaşımı değil hak düşürücü süre olduğu yönündedir. Bu niteleme, sürenin kesilip kesilemeyeceği veya durup durmayacağı bakımından pratik sonuç doğurur.
Sürenin başlangıcı kural olarak paylaşmanın gerçekleştiği tarihtir. Muacceliyeti paylaşmadan sonraya rastlayan borçlarda ise süre, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar. Beş yıllık sürenin dolmasıyla teselsül son bulur; bundan sonra her mirasçı kural olarak miras payı oranında sorumlu tutulur.
Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: paylaşmanın yapıldığının ileri sürülmesi yeterli değildir, ispatlanması gerekir. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, dosya içeriğinde mirasçıların terekeyi paylaştıkları hususu sabit olmadığından, mirasçıların yalnızca miras payı oranında sorumlu tutulmasının usul ve yasaya uygun olmadığını belirtmiştir (E. 2021/393, K. 2022/2881, T. 09.11.2022).
4. Mirasçı Bu Sorumluluktan Nasıl Kurtulur?
4.1. Mirasın Gerçek Reddi: Üç Aylık Süre
Yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilir. Ret beyanının, sulh hukuk mahkemesine yöneltilmesi ve tescil ettirilmesi gerekir. Ret süresi üç aydır ve bu süre hak düşürücü niteliktedir.
📜 KANUN METNİ —
"Miras, üç ay içinde reddolunabilir.
Bu süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri; vasiyetname ile atanmış mirasçılar için mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten işlemeye başlar."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 606
Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur (TMK m. 610/1). Ayrıca ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, artık mirası reddedemez (TMK m. 610/2).
En yakın yasal mirasçıların tamamı mirası reddederse, tereke sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK m. 612). Bu hâlde alacaklı, terekeye temsilci atanmasını isteyerek yargılamaya devam edilmesini talep edebilir (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2019/6855, K. 2020/4200, T. 01.07.2020).
4.2. Mirasın Hükmen Reddi: Borca Batık Tereke
Mirasbırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605/2). Bu hâlde ret iradesinin açıklanmasına veya tescile gerek yoktur; karine kanundan doğar.
Hükmen ret bir süreye tabi değildir. Mirasçı, alacaklılara karşı açacağı tespit davasıyla terekenin borca batık olduğunun tespitini her zaman isteyebileceği gibi, kendisine karşı açılan davada def'i olarak da her zaman ileri sürebilir.
"Bu durumda Mahkemece; davalı ...'in mirasının en yakın mirasçıları tarafından reddedildiği dikkate alınarak, taraf teşkilinin sağlanması amacıyla mahallin sulh hukuk mahkemesine durum bildirilerek iflas hükümlerine göre reddolu mirasın tasfiyesinin sağlanması, davalı ... için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile yargılamaya devam edilerek ve tüm davalılar yönünden değerlendirme yapılmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir."
— Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.11.2024 tarihli, 2023/5482 E. ve 2024/3647 K. sayılı İlamı
Borca batıklık iddiası ileri sürüldüğünde mahkemenin kapsamlı araştırma yapması gerekir. Hukuk Genel Kurulu; ödemeden aczin, ölüm tarihi itibarıyla malvarlığındaki aktif ve pasifin net biçimde ortaya konulmasıyla tespit edilebileceğini, mirasbırakanın ikamet ettiği ve nüfusa kayıtlı olduğu yerlerden tapu müdürlükleri, vergi daireleri, bankalar ve SGK nezdinde araştırma yapılmasının hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğünün gereği olduğunu vurgulamıştır (E. 2019/719, K. 2022/752, T. 26.05.2022).
4.3. Resmî Defter Tutulmasını İsteme
Mirasçı, mirası reddetmek yerine resmî defter tutulmasını isteyebilir. Defterin incelenmesi süresinin bitiminden sonra her mirasçı, tanınan bir aylık süre içinde beyanda bulunmaya çağrılır. Bu süre içinde beyanda bulunmayan mirasçı, mirası tutulan deftere göre kabul etmiş sayılır (TMK m. 627).
📜 KANUN METNİ —
"Resmî deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer. Bu suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder. Mirasçı, mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke malları, hem kendi malvarlığı ile sorumludur."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 628
Kefalet borçları bakımından özel bir sınırlama getirilmiştir. TMK m. 630 uyarınca mirasbırakanın kefaletten doğan borçları defterde ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar, mirası kayıtsız şartsız kabul etmiş olsalar bile bu borçlardan, terekenin iflâs hükümlerine göre tasfiyesi hâlinde kefalet alacaklısına ne düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olur.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi, murisin müteselsil kefaletinden doğan alacak nedeniyle mirasçı aleyhine ihtiyati haciz kararı verilen bir dosyada; alacağın resmî deftere kaydedilip kaydedilmediği, mirasçının TMK m. 627 uyarınca beyanda bulunup bulunmadığı ve TMK m. 630 kapsamındaki sınırlı sorumluluk açıklığa kavuşturulmadan net alacağın tespit edilemeyeceği gerekçesiyle ihtiyati haczin kaldırılmasına karar vermiştir (E. 2022/3031, K. 2023/163, T. 03.02.2023).
4.4. Resmi Tasfiye
Mirasçılardan her biri, mirası ret veya tutulan deftere göre kabul etmek yerine resmî tasfiye isteminde bulunabilir. Bu, sınırsız sorumluluktan kurtulmanın en kesin yoludur.
📜 KANUN METNİ —
"Resmî tasfiye hâlinde mirasçılar, terekenin borçlarından sorumlu olmazlar."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 632
Mevcudu borçlarını ödemeye yetmeyen terekenin tasfiyesi, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre yapılır (TMK m. 636).
| Yol | Süre | Sorumluluğa Etkisi | Dayanak |
|---|---|---|---|
| Mirasın gerçek reddi | 3 ay (hak düşürücü) | Mirasçılık sıfatı ve sorumluluk tamamen sona erer | TMK m. 605/1, 606 |
| Mirasın hükmen reddi | Süreye tabi değil; def'i olarak her zaman | Terekenin borca batık olduğu tespit edilirse sorumluluk doğmaz | TMK m. 605/2 |
| Resmî defter tutma | Ret süresi içinde talep | Yalnızca deftere yazılmış borçlardan sorumluluk; kefalet borçlarında sınırlı sorumluluk | TMK m. 619 vd., 627, 628, 630 |
| Resmî tasfiye | Ret süresi içinde talep | Mirasçılar tereke borçlarından şahsen sorumlu olmaz | TMK m. 632 |
| Paylaşmadan sonra sürenin dolması | Paylaşmadan itibaren 5 yıl | Teselsül sona erer; sorumluluk miras payı oranına iner | TMK m. 681/2 |
5. Borç Türüne Göre Sorumluluk Esasları Değişir mi?
5.1. Vergi Borçları: Müteselsil Değil, Pay Oranında
📜 KANUN METNİ —
"Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan herbiri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olurlar."
—213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 12
Bu hüküm, TMK m. 641'deki müteselsil sorumluluktan ayrılan sınırlandırıcı bir rejim getirir. Vergi idaresi, ölen mükellefin vergi borcunu mirasçılık belgesi esas alınarak her mirasçının miras payı oranında hesaplar ve her mirasçı için ayrı ayrı işlem tesis eder.
5.2. İdari Para Cezaları: Cezaların Şahsiliği
Anayasa m. 38/7 ve TCK m. 20 uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında ayrım yapılmadığı, dolayısıyla idari para cezalarının da bu maddedeki ilkelere tabi olduğu kabul edilmiştir.
"48. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıların miras bırakanına işyerini Kuruma bildirme yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle verilen idarî para cezasının, gerek 5326 sayılı Kabahatler Kanunu gerekse 506 sayılı Kanun ve bu Kanun'a aynı yönde düzenlemeler içeren 5510 sayılı Kanun kapsamında kabahat sayılan bir fiil nedeniyle uygulanan idarî yaptırım niteliğinde olduğu açıktır. Bu nedenle hukuka aykırı bir eylemi cezalandırma amacıyla verilen uyuşmazlık konusu idarî para cezası yönünden de Anayasa'nın 38. maddesinin 7. fıkrasında ifadesini bulunan "ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi"nin uygulanması gerekir. Bu durumda hukuka aykırı eylemi nedeniyle idarî yaptırıma tâbi tutulan murisin ölümü ile idarî para cezasının tahsil kabiliyeti ortadan kalkmış olup cezanın mirasçılara geçen borç olarak kabul edilmesi ve bunun sonucu olarak da davacılar hakkında takip yapılması mümkün değildir.
Hâl böyle olunca ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin idarî para cezaları için de geçerli olduğu, bu nedenle murise verilen idarî para cezasının tahsili için davacı mirasçılar hakkında takip yapılamayacağı gerekçesine dayanan direnme kararı usul ve yasaya uygundur."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli, 2018/825 E. ve 2021/964 K. sayılı İlamı
5.3. Abonelik, Aidat ve Diğer Sözleşmesel Borçlar
Abonelik sözleşmesinden doğan borçlar bakımından yerleşik uygulama, abonelik iptal ettirilmedikçe o abonelik üzerinden tüketilen su, elektrik ve doğalgaz bedelinden fiilî kullanıcıyla birlikte abonenin de müteselsilen sorumlu olduğu yönündedir. Aboneliğini iptal ettirmeyen murisin mirasçıları da bu borçtan sorumlu tutulur (Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, E. 2021/393, K. 2022/2881, T. 09.11.2022).
Kooperatif üyeliğinden doğan aidat borçlarında da mirasçıların sorumluluğu kabul edilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, murisin ödenmeyen üyelik aidatlarına ilişkin icra takibinde mirasçıların sorumluluğunu esastan incelemiş; yalnızca takip sonrası işleyecek faiz oranının TBK m. 120 sınırları içinde belirlenmesi yönünden kararı düzeltmiştir (E. 2020/1297, K. 2024/933, T. 26.06.2024).
Mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağı ise terekeye ait borç niteliğindedir ve miras paylaşımından önce ödenmesi gerekir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, tereke borçlarından mirasçı sıfatını kaybetmemiş tüm mirasçıların üçüncü kişilere karşı kişisel olarak (TMK m. 599/2) ve müteselsilen (TMK m. 641) sorumlu olduklarını belirtmiştir (E. 2021/1524, K. 2021/4147, T. 20.05.2021).
| Borç Türü | Sorumluluk Esası | Dayanak |
|---|---|---|
| Sözleşmeden doğan borçlar | Müteselsil ve kişisel sorumluluk | TMK m. 599, 641 |
| Haksız fiilden doğan borçlar | Müteselsil sorumluluk; borcun tamamından sorumluluk | Y. 4. HD, E. 2020/3358, K. 2020/4475 |
| Vergi borçları | Miras payı oranında sorumluluk (müteselsil değil) | VUK m. 12 |
| İdari para cezaları | Mirasçılara geçmez; ölümle tahsil kabiliyeti sona erer | Y. HGK, E. 2018/825, K. 2021/964 |
| Kefalet borçları | Resmî defter tutulmuşsa iflâs tasfiyesinde kefalet alacaklısına düşecek miktarla sınırlı | TMK m. 630 |
| Abonelik borçları | Abonelik iptal ettirilmedikçe müteselsil sorumluluk | Adana BAM 5. HD, E. 2021/393, K. 2022/2881 |
| Katılma alacağı | Tereke borcudur; paylaşmadan önce ödenir | Y. 8. HD, E. 2021/1524, K. 2021/4147 |
6. Borcu Ödeyen Mirasçının Rücu Hakkı ve Zamanaşımı
📜 KANUN METNİ —
"Paylaşma sözleşmesinde ödenmesi kendisine yükletilmemiş olan bir tereke borcunu veya üzerine aldığı miktardan fazlasını ödeyen mirasçı, diğer mirasçılara rücu edebilir. Rücu hakkı, ilk önce, ödenmiş olan borcu paylaşma sözleşmesiyle üstlenmiş bulunan mirasçıya karşı kullanılır. Diğer hâllerde, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, mirasçılardan her biri terekedeki borçları miras payı oranında ödemekle yükümlüdür."
— 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 682/1
Rücu alacağının hangi zamanaşımı süresine tabi olduğu uzun süre tartışmalı kalmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ortak murise ait taşınmaz üzerindeki ipotek borcunu ödeyerek diğer mirasçıya rücu eden mirasçının açtığı itirazın iptali davasında bu tartışmayı çözüme kavuşturmuştur.
‘’39. Tereke borçları yönünden müştereken ve müteselsilen borçlu oldukları tartışmasız olan davanın tarafları, borcun ödenmesiyle kanuni halef hâline gelmişlerdir. Rücuya konu talebin bağlı olduğu zamanaşımı süresi, müteselsil borçlular arasında bir sözleşme ilişkisi varsa, bu sözleşme hükümlerine göre belirlenen zamanaşımı süresine bağlıdır. Müteselsil borçlular arasında bir sözleşme ilişkisi yoksa, bu kez de rücu alacağının hukuki dayanağına göre zamanaşımı süresi belirlenir.
Rücu alacağının hukuki dayanağının asıl alacaktaki hukuki ilişki ile aynı olduğunun ve uygulanması gereken zamanaşımı süresinin de asıl alacaktaki zamanaşımı süresi olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda eldeki davada rücu alacağının dayanağı olan alacak ipotek olduğundan ve ipotek alacağına hukukumuzda uygulanan zamanaşımı bulunmadığından davanın süresinde açıldığı sonucuna varılmıştır."
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2023 tarihli, 2022/696 E. ve 2023/457 K. sayılı İlamı
Karara katılmayan üyeler, iç ilişki ile dış ilişkinin farklı olduğunu ve iç ilişkide sebepsiz zenginleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunmuştur. Bu nedenle rücu alacağının zamanaşımı, somut olayda asıl alacağın niteliğine göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Mirasçılar arasında görülen davalarda ise farklı bir ölçüt uygulanır. Alacaklı ve borçlu sıfatının kısmen birleştiği hâllerde (örneğin sağ kalan eşin mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacağının mirasçılar arasında görülmesi), davacı da dâhil tüm mirasçılar tereke borcundan miras payları oranında sorumlu tutulur; müteselsil sorumluluk uygulanmaz (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/10882, K. 2022/6220, T. 23.06.2022).
7. Alacaklı, Mirasçılara Karşı Hangi Hukuki Yollara Başvurabilir?
7.1. Mirasın Reddinin İptali Davası
Mirasçının, ret süresi sona ermeden mirasçı sıfatıyla tereke işlemlerine karışması, olağan yönetim niteliğinde olmayan işler yapması ya da tereke mallarını gizlemesi veya kendisine mal etmesi hâlinde artık mirası reddedemez (TMK m. 610/2). Murisin alacaklıları bu hükme dayanarak mirasın reddinin iptalini isteyebilir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi; mirasın reddinin iptaline karar verilebilmesi için terekenin açık veya zımnen kabul edildiğinin, olağan yönetim niteliğinde olmayan işlerin yapıldığının ya da mirası reddeden mirasçıların terekeden bir kısım malı kendilerine mal edindiklerinin kanıtlanması gerektiğini; ayrıca alacaklıların bu davayı açabilmesi için mirasçıların tamamının mirası reddetmiş olmasının şart olduğunu, bir mirasçı dahi mirası kabul ederse reddin iptalinin istenemeyeceğini belirtmiştir. Bu dava için kanunda zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. (Karardan aktarılarak özetlenmiştir.)
— Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 01.04.2024 tarihli, 2023/2363 E. ve 2024/1872 K. sayılı İlamı
7.2. Tasarrufun İptali Davası
Mirasbırakanın veya mirasçının, alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla yaptığı devirler tasarrufun iptali davasına konu olabilir. Ölüm anında miras payı mirasçıya geçtiğinden, borçlu mirasçının terekeden intikal eden taşınmazı üzerinde yaptığı tasarruflar bu kapsamda denetlenir.
Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, vergi borçlusu mirasçının miras yoluyla intikal eden taşınmazdaki payını, devir tarihindeki değerine göre misli fark bulunacak şekilde yakın hısmına devretmesini iptal sebebi saymış; tasarrufun iptali talebinin reddine ilişkin kararı bozmuştur (E. 2025/5445, K. 2026/1405, T. 26.02.2026).
7.3. İcra İnkâr Tazminatında Mirasçılar İçin Özel Kural
İcra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için kural olarak borçlunun kötü niyetli olması aranmaz. Ancak İİK m. 67/3'te mirasçılar için özel bir düzenleme öngörülmüştür: itiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminata hükmedilmesi kötü niyetin ispatına bağlıdır.
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, mirasçı olan davalıların takibe kötü niyetle itiraz ettiğinin iddia ve ispat edilemediği gerekçesiyle, mirasçıların icra inkâr tazminatından sorumlu tutulmasını yerinde bulmamıştır (E. 2021/393, K. 2022/2881, T. 09.11.2022). Bu kural, mirasçılar aleyhine yürütülen takiplerde savunma açısından önemli bir korumadır.
8. Sonuç ve Değerlendirme
Türk hukukunda mirasçıların sorumluluğu, alacaklının korunması amacıyla ağırlaştırılmış bir rejime dayanır. Külli halefiyet ilkesi gereği tereke, aktifi ve pasifiyle mirasçıya geçer; mirasçı kural olarak yalnızca terekeden aldığı payla değil, kendi kişisel malvarlığıyla da sorumlu olur.
Bu rejimin en kritik sonucu, borca batık bir terekede mirasçının kişisel malvarlığının uzun süre risk altında kalmasıdır. Üç aylık ret süresi hak düşürücüdür ve kaçırılması hâlinde miras kayıtsız şartsız kazanılmış sayılır. Bu nedenle terekenin aktif-pasif dengesi konusunda tereddüt bulunuyorsa; mirasın reddi, resmî defter tutulması veya resmî tasfiye seçenekleri süresi içinde değerlendirilmelidir.
Paylaşmadan sonra beş yıl süren teselsül, mirasçılar arasında yapılan paylaşma sözleşmelerinin alacaklıya karşı tek başına yeterli koruma sağlamadığını gösterir. İç ilişkideki rücu haklarının korunabilmesi için ödemelerin belgelendirilmesi ve halefiyet esaslarının gözetilmesi gerekir.
Borcun kaynağına göre sorumluluk esaslarının değişmesi (vergi borçlarında pay oranında sorumluluk, idari para cezalarında şahsilik, kefalet borçlarında sınırlı sorumluluk), her uyuşmazlığın kendi maddi vakıaları içinde ayrıca nitelendirilmesini zorunlu kılar. Süreye bağlı hak kayıplarının önlenmesi bakımından sürecin hukuki değerlendirmeyle yürütülmesi önem taşır.











